Kategori: Tarih Serisi
Sayfa Sayısı: 368
Fiyatı: 18

İnceleme

Ivan Illich, Gölge İş kitabında “Bir tarihçi olarak tamamen yeni olma iddiası taşıyan her şeye şüpheyle yaklaşırım. Bir fikrin öncüllerini tespit edemezsem, derhal bunun aptalca bir fikir olduğundan şüphe ederim. Eğer geçmişte yaşamış insanlardan tanışık olduğum ve hayalimde beni şaşırtan şey hakkında tartışabileceğim birisini bulamazsam kendimi son derece yalnız ve bugünkü kısıtlı ufkuma mahkûm kalmış hissederim” der. Mustafa Oral da Illich çizgisini tarihçilik, tarih anlayışı, tarih yazımı ve tarihsel düşünce bağlamında Osmanlı döneminden meşrutiyete, meşrutiyetten cumhuriyete sürdürüyor.

Mustafa Oral, bu önemli kitabında Kıta Avrupası ile İslâm ve Osmanlı dünyasında tarihçilik geleneğini ve tarihsel düşüncesini ilmek ilmek işliyor, tarihçiler ve eserleri üzerinden yeniden tartışmaya açıyor. Aydınlanma ile ortaya çıkan epistemolojik bağlamın tarih / tarihçilik anlayışına ve düşüncesine yaptığı katkıyı hem Avrupa özelinde hem de Osmanlı örneğinde alt bağlamları ile okura sunuyor. Meşrutiyetten cumhuriyete tarihçilik geleneğinde ve tarih düşüncesinde değişim ve sürekliliği, Avrupası düşüncesi ile girilen etkileşimin satır aralarını anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.

Romantik tarihçiler geçmişi tarihsel roman yazarlarının etkisiyle heyecan verici, siyaset kuramcılarının etkisiyle Fransız Devrimi ile bozulan siyasi istikrarın yeniden sağlanmasının aracı olarak gördüler. Romantiklere göre tarih, yaşanılan zamanın kurumlarını gerçekten anlamak ve değerlendirmek amacına yönelik olmalıdır. Bunun için geçmişe değer verilmeli ve onu korumalıdır. Bu tarih görüşü, Ortaçağa karşı belirgin bir ilgi de uyandırdı. Bu tarih anlayışının etkisi ile Ortaçağ tarihçileri geçmişi, verimli ve parlak bir tarihsel dönem olarak değerlendirmeye başladılar. Romantik tarih anlayışı, rasyonalist tarih görüşüne bir tepki olarak gelişti. Elinizdeki kitap, bu coğrafya için önemli dönüm noktalarından olan meşrutiyet yıllarında Osmanlı modernleşmesinin, Batıda egemen olan romantik tarih söylemi ile nasıl etkileşime girdiğini ve cumhuriyet ideolojisine evrildiğini gözler önüne seriyor.