Bu haftaki konuğumuz; ”İstanbullu Elefteria” kitabının yazarı Kemal Yılmaz.written by Pinar Çelik

Kemal YILMAZ (İstanbullu Elefteria kitabının yazarı)

(P.Ç) Kemal bey okuyucularınızın sizi biraz daha yakından tanımaları için bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

(K.Y) 17 ağustos 1965 İstanbul doğumluyum. Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Türk Halk Bilimi Ana Bilim dalını 1991’de bitirdim. 1 kızım var. Beşiktaşlıyım.

(P.Ç) İstanbullu Elefteria oldukça ilgi gören bir kitap ama kitabınızı henüz alıp okumamış olan arkadaşlarımız için bizlere biraz konusundan ve karakterlerinden bahsedebilir misiniz?

(K.Y) Kitap yaşanmış olaylardan oluşuyor. Daha çok babamın anlattıkları. Diğer tanıdıklar, Rumlar da bu anılara katkıda bulundu. Kitap 1955 yılında yaşanan 6-7 Eylül olayları sonucunda evlerinden edilen Rum komşularımızı konu ediniyor. Elefteria’da bunlardan biri.

(P.Ç) Kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz? Oluşum sürecindeki yaşadıklarınızı bize biraz anlatabilir misiniz?

(K.Y) Daha önce küçük öyküler yazıyordum. Ama kendi yazdıklarımı beğenmeyen biri olarak. Sonrasında bir kişisel eğitim sonunda bize bir soru soruldu. Soru şu idi. ”Yapmayı çok istediğiniz ama çeşitli bahaneler ile hep ertelediğiniz bir şeyi yazın” aklıma ilk gelen roman yazmak oldu ve o not kağıdına bunu yazdım. Oradaki arkadaşlarda yapabilirsin diye destek oldu ve yazmaya başladım. Yazdığımı profesyonel bir editör olan öğretmen ağabeyim Hasan Selim Hacıoğluna verdim. O da bana kızdı neden yazmıyorsun diye ve yayınevlerini dolaşmaya başladım. Kısaca hikayesi bu romanın. Gezdiğim tüm yayın evleri ücret istedi. 7. de dosyayı vermedim “okumadınız ki” dedim ve ayrıldım. Kesinlikle para verip bastırmayı düşünmedim kitabı bir gün bir yayınevi okusun beğenirse bassın dedim. Tesadüf yine bir eğitimde Yeni İnsan Genel Yayın Yönetmeni Aytaç Timur ile tanıştım ve bir çalışmam olduğunu söyledim o da kırmadı gönderin bakalım hocam dedi. 15-20 gün sonra beni aradılar ve romanınızı basmak istiyoruz görüşelim dediler. Randevuya gittim ama aklımda ne kadar para isteyecekler düşüncesi vardı. Aytaç Timur ” biz romanı beğendik ve Rumlara yapılan bu hareketi tasvip etmiyorduk bir özür kitabı gibi olur ” dedi. Sonra da ücret almadan basacaklarını söyleyip sözleşmeyi önüme koydular. İlk okuyan yayın evi idi Yeni İnsan. Çok fazla satmadı büyük yazarların kitapları gibi ama kütüphanelere alınması onu ölümsüz yaptı bu benim için çok anlamlı.

(P.Ç) Eğer o gün o soru size sorulmamış olsaydı kitabınızı yine hayata geçirir miydiniz?

(K.Y) Elbette bir gün yazacaktım. Zaten anlatılanlar küçük notlar halinde idi.

(P.Ç) Elefteria’yı yazmak için neden bu kadar beklediniz konusu tam olarak ne zaman oluşmuştu kafanızda?

(K.Y) Yazdıklarımı beğenmiyordum. Sağolsun annem liseden beri yazsana derdi hep. Ama o dönemlerde farklı ilgilerim vardı halk oyunları, izcilik için çok zaman harcıyordum sonra iş dünyası. Aslında yeterince istemiyordum. Çünkü insan yeterince istediği bir şeyi ne olursa olsun yapar. Mesela siz benimle istediğiniz için bu söyleşiyi yapıyorsunuz, gerçekten istemeseniz bunu yaptıramaz size kimse. Demek ki ben de yeterince istememişim. Gerçekten istediğimde yazdım. Belkide böylesi daha iyi oldu. Çok önceleri yazsam fantezilere kaçacaktım bu tadı yakalayamayacaktım.

(P.Ç) Sosyal medyada kitabınız hakkında yapılan yorumlar hakkında neler düşünüyorsunuz? Bunlar sizi nasıl etkiliyor?

(K.Y) İlk yorum geldiğinde çok heyecanlandım ama bir yandan da düşündüm. O yorumu yapan yine bir öğretmen arkadaşımdı. Sonraları hiç tanımadığım insanlardan yorumlar gelmeye başladı. Hiç kesintisiz okuduklarını söyleyenler, özelden mesajlar atanlar, kitabımın fotoğrafını çekip paylaşanlar inanılmaz bir mutluluk yaşattı ve sonraki kitaba başlamamda çok etkili oldu sayelerinde Üçüncü romana ulaştım. Bu yaz birinin son çalışmalarını yapıp yayın evine yollayacağım.

(P.Ç) O zaman okuyucularınıza yeni kitabınızın müjdesinide verebiliriz.

(K.Y) Evet kafamda bitti. Omurgasının yazımı da bitti kurguda biraz gelişmeler olacak.

(P.Ç) Bu okuyucularınız için gerçekten çok güzel bir haber. Belki ismi, konusu ve karakterleri hakkında da bize biraz tüyo vermek istersiniz.

(K.Y) Yine yaşanmış bir olaydan hareketle kaleme alındı. İsim konusunda tecrübelendim ve bir isim konusunda kesin karar vermedim. Yayın kurulumuz ile ismini belirleriz. Mesela İstanbullu Elefteria’yı teslim ettiğimde adı bambaşka idi. Sonra bunda karar kıldık. Yeni romanda bir babanın kaybettiği oğlu ve eşi sonrası yaşadıkları anlatılıyor. Dönem olarak da 12 Eylül 1980’de geçiyor. O dönem henüz lise öğrencisi iken yaşadığım için sokaktaki insanın neler hissettiği, nasıl davrandığını bizzat görerek şahit olduğumdan aktarmak istedim.

(P.Ç) Kitabınızın çıkış tarihi belli mi?

(K.Y) O süreci ben de bilemiyorum çünkü teknik bir olay. Önce editörler okuyacak düzeltme, ekleme, çıkartma gibi işler için bana yollayacaklar. Sonra tekrar okunacak. Kapak tasarımı belirlenecek ve matbaa aşaması. Bunların hepsi zaman alıyor ama sanırım bahar aylarında çıkar. Belli de olmaz yılbaşına yeni kitaplada girebilirim. Yayınevinin yoğunluğuna bağlı.

(P.Ç) İstanbullu Elefteria kitabınızın devamını yazmayı düşünüyor musunuz?

(K.Y) Dizi gibi olur. Ama tadında bırakmak lazım. Yazmaya başlarken 2. kitap diye düşünmedim. Devamını yaz diyenler var ama sanırım devamı biraz zorlama olacaktır. O tadı vermez. Devamını okuyucu hayal edebilir. Masallarda öyle değil mi onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine der ve biter. Sindirella’nın devamında kimbilir ne olurdu. Artık prensle didişirlermiydi bilemem. Ama yeni yazdığım kitap 2 bölüm olabilir uzunluğu açısından. Zaten olayın da 2 bölümü var. Babanın oğlunu ve eşini kaybetmesi. Sonrasında oğlunun neden öldüğünü yıllar sonra öğrenip bir hukuk mücadelesine girmesi.

(P.Ç) Yeni kitabınızıda aynı yayınevinden mi çıkartmayı düşünüyorsunuz?

(K.Y) Şimdilik öyle görünüyor. Zaten kişisel olarak vefa denen şeye inanırım onlar bana romanımın çıkması konusunda destek oldular ve yayınladılar. Şimdi yeni kitap için başka bir yayın evi ile görüşmem bana etik gelmiyor. Teklif eden, görüşmek isteyen yayın evlerini bu nedenle reddediyorum.

(P.Ç) Üçüncü kitabınızın da kurgusunun hazır olduğunu söylediniz onun konusu nasıl olacak?

(K.Y) Üçüncüsü biraz bilim kurgu. Ancak teknolojiden ziyade insanın beyinsel gelişimini anlatan ve geleceğin dünyasını hayal ettiğim bir kitap olacak. 4. kitap ise henüz proje aşamasında. Onun konusu da büyülerle ve yaşanmış bir takım olaylarla ilgili olacak. Bu konuda tanıdığım bazı insanlar ile de görüşüyorum zaten.

(P.Ç) Şu an daha çok merak ettim çıkmasını sabırsızlıkla bekliyor olacağım.

(K.Y) Kitabınızın basılması bambaşka bir duygu. Kitabı ilk elinize aldığınız o his kızımı ilk kucağıma aldığım anlara benziyor.

(P.Ç) Dördüncü kitabınızın konusunun büyülerle ilgili olacağını söylediniz. İnsanların başına gelen yaşanmış olaylar mı anlatılacak?

(K.Y) Ben aynı zamanda halk bilimciyim. Anadoluda derleme gezilerine çıkardım ve bunları dergilerde yayınlatmıştım. Anadolu bambaşka bir hazine ve bunun bir parçası da inanç ve büyüler. Anlatılan yaşandığı söylenilen çok hikaye var. Bugün bile bu konuda medyumlara, hocalara gidenler hem de büyük şehirlerde oldukça kalabalık bir kitle var. Bu kitapta hareket noktam “senden değil ama çoluğundan çocuğundan çıkar ” sözü. Ataların işlediği bir günahtan dolayı soyun lanetlenmesi. Birisi birini öldürdü o öldürdüğü kişi öyle bir lanet eder ki bütün soy bundan etkilenir. Günümüzde bununla ilgili “kök canlandırmak” adı altında çalışmalar yapılıyor. Yapanlardan biri de eski bir arkadaşım ondan bayağı destek alıyorum.

(P.Ç) Nasıl bir çalışma hocam bu?

(K.Y) Dediğim gibi para-psikolojik olaylar yaşayanlar var ve bunu çözemiyorlar. O kişilere gidiyorlar ve soylarındaki yapılanı bulup ortaya çıkartıyorlar. Çok detaylı ve geniş bir konu aslında. Yazarken uzmanlara mutlaka danışıyorum. Elefteria da da oldu bu. İlk bölümde bir mezarlık var. Proto Nekrotafeio oraya gitmedim ama giden bir tur rehberine rica ettim detayları ile anlattı fotoğraflarını yolladı. Sıradaki için bir doktor arkadaşımdan yardım istedim. İşkence gören bir genç var ve iç kanama geçiriyor. Bu nasıl anlaşılır? Tıbbi olarak bir tıp öğrencisi bile bilir mi? Bana 4. sınıf ise bilir dedi. Oradaki tipi 4. sınıf öğrencisi yaptım tabi karakterin adını da arkadaşımın adı olarak değiştirdim. Sonra olayın hukuki boyutu için avukat arkadaşlarla görüştüm böyle bir dava nasıl açılır prosedür nedir diye. 12 eylülde tutuklamalar ile ilgili prosedür için o dönemde emniyette olan biri ile görüştüm (prosedür falan yok tuttuklarını alıyordu dedi zaten) Eğer bunları yapmazsanız romanın ayakları yere basmaz ve dikkatli bir okuyucu bulur ve ortaya çıkartır. O zaman da bana göre eserin bir değeri kalmaz. Mesela Elefteria da Beyoğlu sahneleri çok. Bir okuyucum Sıra selviler caddesinde yürürken aklına gelmiş ve meydana çıkarken yazdığım Meşelik sokağın orada olup olmadığına bakmış, sonra yine kitaptaki Zapyon Rum okulunu görmüş. Sanki o anları yaşadım demişti. Oktay Aras kitaplığının İstanbul Kitapları bölümüne alınmasının en büyük sebebi de bu zaten. Yerler doğru olarak verildiğinden. Galatasaray postanesini gören bir okuyucu “hep buradan geçerdim ama dikkat etmezdim sayenizde durup baktım sonra da Sen Antuan kilisesini gördüm” demişti. Kitapta bu tür yerleri kısa da olsa anlattım.

(P.Ç) Yazma aşamasında okuduğunuz kitaplar sizi etkileyebiliyor mu?

(K.Y) Yok pek etkilemiyor aslında. Kitaplardaki olaylar orada kalıyor. Ama yazarın tekniği ile ilgileniyorum. O biraz etkili olabilir. Ama yine de bir alt yapı oluşturuyordur diye düşünüyorum. Söyleşilerimde genelde gençler “nasıl yazar olunur?” diye soruyor yanıt çok basit. “Çok okuyarak” diyorum ama sadece roman okumakla değil. Tarih, yakın tarih, magazin, politika hepsi okunmalı.

(P.Ç) Kemal bey ne tür kitaplar okumayı sever? Yerli ve yabancı yazarlardan kimleri takip eder?

(K.Y) Romanları seviyorum ama aşk romanlarına bir türlü ısınamadım. Birbirinin tekrarı gibi geliyor bana mutlaka dönemi resmetmek geliyor içimden. Elefteria da öyle yaşanan bir aşk var ama o dönemin toplumsal yaşantısı olayları da var. Yeni kitapta da Munise hanım ve Kazım bey arasında muhteşem bir aşk var ama 12 eylül döneminin hassasiyeti de. Jose Saramago’yu çok severim, Pascal Mercier’in Lizbına Gece Treni muhteşemdir. Yanısıra rus klasiklerini ortaokul lise döneminde okudum. Yaşar Kemal de lise yıllarıma denk gelir. O yıllarda Fakir Baykurt, Aziz Nesin ve Zülfü Livaneli’yi okurdum. Yabancılardan da Maxim Gorki, Jack Londan, Steinbeck. Bu arada Yaşar Kemal ve Zülfü Livaneli babamın müşterileri idi ve tanımıştım her ikisini de. Kısa bir anım da var. Babam çiçekçi idi ve ustası Rum Andre usta idi (kitapta da var ) lise yıllarımda hafta sonlarında babamın çiçekçi dükkanına giderdim çalışmaya. Lise 1 de iken gittiğimde babam Yaşar Kemal ve Livaneli oturuyordu dükkanda. “Bizim mahdum diye” tanıttı babam. Yaşar Kemal “bunu tanırsın dedi Livaneliyi gösterip ama beni tanımazsın” Ben de Yaşar Kemal siniz dedim. O sırada İnce Mehmed’i okuyordum. Bir derlemede Binboğa dağlarına gittiğimde orada biri ile tanıştım Yaşar Kemal’in İnce Mehmed’i yazarken etkilendiği Dirgen Ali adında bir eşkıyanın oğlu idi. O sıralarda lisede mizah öyküleri yazıyordum arkadaşlarla okuyup gülüyorduk. Yaşar Kemal milli piyango alırdı deste ile bana verirdi “bak bakalım birşey çıkmış mı” diye tek tek bakardım ikramiye çıkanları ayırırdım sonra söylenirdi büyük birşey çıkmadı diye. Güzel olan insanlarla ilişkisi idi. Genç yaşlı demeden. Hani derler ya burnu büyük diye kesinlikle öyle değildi. Livaneli de öyle çok zarif ve kibar bir insandır. İnandığım bir şey var. Yaşanmışlıklar karakterin oluşumunda çok etkilidir bu yaşanmışlıklarda gençken rol model diye tanıdığınız insanlar da ben de çok etkili oldu. Okula girdiğimde temizlikçisinden müdürüne kadar günaydın demeden hal hatır sormadan yapamam.

(P.Ç) Kitaplarınızı nasıl yazıyorsunuz?

(K.Y) Yazacağım şeyler farklı bir şekilde gelir aklıma. Kitaplarımı yürürken yazıyorum. Yürümeyi çok severim ve yürürken kitaptaki olaylar canlanıyor kafamda ve yaşamaya başlıyorum. Sonra yol hemen bitiyor. Ve küçük notlar halinde gittiğim yerde kaleme alıyorum. Gece de yazıyorum. Bazen okula gittiğimde ders başlamadan hemen kağıdı Kalemi alıp yolda aklıma gelenleri aktarıyorum. Gece yazarken de detaylandırıyorum. Bazen yattığımda düşünmeye başlıyorum ve hemen kalkıp aklıma geleni yazıyorum. Mesela Elefteria’nın girişindeki mezarlıkta “hiç bilinmeyen öykülerin kütüphanesidir orası” sözü gecenin 3’ünde aklıma geldi ve hemen yazdım ama genelde yürürken kafamda yazıyorum. Tıkandığımda öyle bırakırım hiç zorlamam nasılsa o bana gelir.

(P.Ç) Son olarak okuyucularınıza neler söylemek istersiniz?

(K.Y) Birinin sizin kitabınızı okuması ve beğenmesi değeri maddi şeylerle ölçülemeyecek bir duygu o yüzden her okuyucu çok değerli. Bana yazan herkese mutlaka cevap veriyorum çünkü okuyan insan iyi insandır. Okuyan herkesi -benim kitabım ya da değil- gerçekten çok seviyor ve değer veriyorum.

(P.Ç) Keyifli sohbetiniz için çok teşekkür ediyorum Kemal bey.