Seul, Haziran 2017

Kırk yıl düşünsem, Seul’e gideceğim aklıma gelmezdi. Akif’in hediyesi. Tam dünyanın öteki ucu. Japonya- Tokyo bir ihtimaldi zihnimde ama Kore değil.

Uzun bir yolculuk, tam bir gün ve güneşin doğduğu ülkedeyiz.

Henüz uçakta ilk izlenim, çarpıp geçme hatta eliyle bir kenara itip geçme huyu onlarda çok yaygın. Bu, bizi ilk şaşırtan şey. Ancak tuhaf olan, konuştuğunda yerlere kadar eğilip ellerinden gelenden fazlasını yapma çabası. Ne kadar ironik. Artık yardım istediğine insanı pişman eden bir yardımseverlik. Bitirse de yardım etmeyi, gitsem duygusu.

Alfabeleri evlere şenlik. Anlamak değil, en ufak bir göz alışkanlığı bile benim için çok zor. Nerede başlıyor, nerede bitiyor. Ardına, altına İngilizcesini koymasalar, kara cahiliz tek kelimeyle.

Metro hatları çok iyi. Ama yolcular! Abartısız yüzde doksan beşi ellerinde telefon, dalıp gitmişler. Otururken, ayakta ve yürüyen merdivende. Pür dikkat. Şort ve etek giyenlerin bacakları yara bere içinde. Belli ki önlerine bakmıyorlar, düşüp duruyorlar. Bu hâl, kısa bir süre sonra ve mütemadiyen bizde gülme krizlerine dönüyor. İstanbul’da da telefon bağımlılığı çok var ama buradakilerin kumaşı birkaç kat. Bir siber çağdayız, uyuşmuşlar, ipleri birilerinin elinde gibi. Her yaş, her cins, her biri böyle. Metroda internetin çekmesi de cabası. İnternet kapansa, mümkündür, bunların tamamı depresyona girer. İnecekleri durağı nasıl anlıyorlar, çözemediğimiz bir soru olarak kafamda. Derken bir aplikasyon keşfediyoruz, yaklaştığın metro istasyonu yanıp sönüyor telefonda!

Esasında hepimizin bildiği, ancak yaşayınca daha kendini hissettiren bir şey ise, insanları birbirinden ayırmak. Beklediğimiz randevular, öncesinde bir tedirginlik yarattı bizde. İçeri her girene acaba bu mu duygusuyla bakıp durduk. Öte yandan yaşlarını tahmin etmek ve on yaş üstünde olduklarını öğrenmek tam bir şaşkınlık. Benim 22 yaşındadır dediğim bir kadın 40 yaşında ve iki oğlun annesiyim, dedi örneğin.

Yazmadan geçemeyeceğim diğer bir konu ise yemekleri. Beste’nin çok yerinde tanımlamasıyla; evet, bir şeyler yiyoruz, karnımız doyuyor ama bunarın ne olduğu konusunda hiçbir fikrimiz yok! Çiğniyoruz, kokluyoruz, yutuyoruz ama ne olduğunu anlamıyoruz. Haksızlık etmeyelim, belki de bu benim damak eksikliğim, bilmiyorum.

Belki de bu küçük yazıyı, Koreliler’in dünya haritasıyla bitirmek gerek. Haritalarda en solda Avrupa, sonra Asya ve en sağda Amerika kıtası bulunuyor. Sanıyorum bu harita bütün olan biteni açıklıyor. Burası farklı bir kültür olmanın yanı sıra, kavramsal olarak da farklı bir dünya. İşte tam bu kavramsal sıradışılık, burayı güzel yapıyor. ☺

Aytaç Timur