Tricontinental Toplumsal Araştırma Enstitüsü’nün ikinci dosyası “su” üzerine. “Susuz Şehirler” başlıklı dosyada dünyanın karşı karşıya olduğu susuzluk sorunu bir “sınıf sorunu” olarak ele alınıyor.

Tricontinental Toplumsal Araştırma Enstitüsü, yayımladığı “Susuz Şehirler” dosyasında dünyanın karşı karşıya olduğu susuzluk sorununu bir “sınıf sorunu” olarak ele aldı.

Gezegendeki suyun sadece yüzde 2,5’inin tatlı su, yani içilebilir su olduğu hatırlatılan dosyada, bu miktarın da adil bir şekilde dağıtılmadığının altı çizildi. 2016 yılında yapılan bir araştırmaya göre dünya nüfusun yüzde 61 ila 89’u su kıtlığı olan bölgelerde yaşıyor. Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan 1,1 milyar insan ya yüksek miktarda su kıtlığı ile ya da yüksek miktarda su kullanımı ile karşı karşıya. Yine 2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre ise her 500 şehirden dörtte biri su kaynaklarının fazladan kullanılması sorunu ile karşı karşıya. Bu şehirler arasında Delhi, Karaçi, Kalküta, Los Angeles, Meksiko,  Moskova, Pekin, Rio de Janerio, Şanghay ve Tokyo da var.

Sebep: Kapitalizm

Bilim insanlarına göre su kıtlığının pek çok sebebi var: endüstriyel toplumun hava modellerine etkisi, önüne geçilemeyen arz talebi, kişi başına tüketim oranlarının oransızlığının yanı sıra, az finanse edilmiş, etik dışı su dağıtım sistemleri.

2008 yılındaki 4. İklim Değişikliği Hükümetlerarası Paneli’ndeki teknik verilere göre karbon yoğunluklu kapitalizmin neden olduğu hava modellerindeki değişimin, su döngüsüne negatif etkisi var. Yine geçtiğimiz on yılda, Birleşmiş Milletler Çevre Programı da su-yoğunluklu hayat tarzı ve su kirliliği hakkında uyardı. Hem bu hayat tarzı hem de kirlilik, tüm gezegende kapitalist toplumsal ilişkilerin ve kapitalist üretim mekanizmalarının yayılmasının bir sonucu. Örneğin bir ABD’li günde 300 ila 600 litre su tüketiyor. Bu suyun çok daha fazlası su yoğunluklu tarım, su yoğunluklu endüstriyel üretim ve enerji üretiminde kullanılıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), kişi başına 20 litrelik su tüketiminin temel hijyen ve yiyecek hazırlığı için yeterli olduğunu ortaya koyuyor. Aradaki fark ise çamaşır ve bulaşık makinelerinin, araba yıkamanın, bahçe sulamanın, fabrikaların ve fabrikasyon çiftliklerinden oluşan su yoğunluklu hayat tarzının dayatılmasından başka bir şeyden kaynaklanmıyor.

Su kirliliği de bir o kadar önemli. Özellikle altın çıkarma işlemi, litrelerce temiz su rezervini yok ediyor.

Bu noktada su kullanımındaki önceliklere de dikkat çekmekte fayda var: Örneğin Tayland’da 60 bin köylünün kullandığı su miktarı, bir golf sahasını sulamak için kullanılan su miktarına eşit…

Suyun özelleştirilmesi

Suyun özelleştirilmesi de su kıtlığının başlıca sebeplerinden. Dosyada 2014’te neredeyse Sıfır Günü’nü yaşayan 14 milyon nüfuslu Sao Paulo (Brezilya) örneği ele alınıyor. 2013’ten 2015’e kadar ciddi bir kuraklık sorunu ile baş etmek durumunda kalan Sao Paulo’da su, şiddet olaylarını önlemek üzere silahlı muhafızlarca belirli noktalardan dağıtıldı. Şehrin sağ Brezilya Sosyal Demokrat Partisi’ne mensup belediye başkanı Geraldo Alekmin, suçu iklim değişikliğine, yağışların az olmasına attı.

Ancak tek sebep bu değildi.

Tricontinental’e değerlendirmelerde bulunan Brezilya Barajdan Etkilenen Halkların Hareketi ulusal koordinatörü Gilberto Cervinski, Sao Paulo Devlet Su ve Arıtma Kurumu’nun (Sabesp) özelleştirilmesinin sorunu daha da kötü hale getirdiğini belirtti. Cervinski, özelleştirme ile suyun kalitesinin gittikçe düştüğünü belirterek şirket hissedarları için başlıca gelir kaynağı haline geldiğini belirtti. Kuraklıkla su dağıtımının etik olmayan bir hale büründüğünü söyleyen Cervinski, Sabesp’in su dağıtımında yüksek gelirlilerin yaşadığı mahalleleri önemsediğini, işçi sınıfı ve yoksulların yaşadığı bölgeleri ise ihmal ettiğini belirtti. Böylelikle kuraklıktan en fazla işçi sınıfı ve yoksulların yaşadığı bölgeler etkilenmiş oldu.

Bu ay şehirde bir araya gelecek beş bin bilim insanı, toplumsal ve politik hareketlerin temsilcileri Alternatif Dünya Su Forumu’nda bir araya gelecek ve Dünya Su Forumu’nun tam tersi yönde su kıtlığına ve suyun özelleştirilmesi sorununa dair çözüm yolu arayacak. Aynı zamanda bu etkinliğin örgütçülerinden biri olan Cervinski, suya erişimin en temel bir insan hakkı olduğunu ve özelleştirmeden kaçınılması gereken bir konu olduğunu söylüyor ve su mücadelesinin uluslararası yürütülmesi gereken bir mücadele olması gerektiğini belirtiyor.

Sıfır Günü

Dosyada sadece belediyelere ait çeşmelerden temiz suya erişilebilen Cape Town’da (Güney Afrika), kuraklığın yanı sıra su dağıtımının kötü bir biçimde yapılmasının insanların susuz kalmasına etkisi gözler önüne seriliyor. Cape Town’da evlerin yarısında su bağlantısı yok, belediyelere ait çeşmelerin fiziksel durumu ise oldukça kötü durumda. Buna rağmen bölgedeki büyük çiftliklere su verilmeye devam ediliyor, Coca Cola’nın da içinde olduğu özel şirketler zaten bölgede sınırlı olan su kaynaklarını sömürmeyi sürdürüyor. Dahası şehirde suyun olmayışından dağıtımın kamu eliyle yapılıyor oluşu sorumlu tutuluyor ve suyun özelleştirilmesi bir çözüm olarak sunuluyor.

Suyun sosyalizmi

Su sorunu yaşayan şehirlerden biri de Hindistan’ın Shimla kenti. Bu şehrin nüfusu 200 binin altında olmakla birlikte su ve lağımın altyapı sistemi, şehrin kurulduğu dönem kadar eski ve hiç geliştirilmemiş. Belediyenin suyun dağıtımı işini kadameli bir şekilde devletin belirlediği taşeronlara kaptırmasıyla bir kaos ortamı oluşuyor ve suyun özelleştirilmesi gündem oluyor.

2012 yılında seçilen Hindistan Komünist Partisi (Marksist) üyeleri Belediye Başkanı Sanjay Chauhan ve Belediye Başkanı Yardımcısı Tikender Panwar ise su krizine proleter bir bakış açısı sunuyor ve suyun sosyalizmi sürecini ve bundaki üç temel prensibi ortaya atıyor.

Komünist liderler öncelikle Shimla Su Dağıtım ve Arıtma Dairesi’ni (GSWSSC) suyun özelleştirilmesinin tam tersi bir mantıkla kuruyorlar ve şu üç prensini izliyorlar:

  • Suyun yeniden belediye kontrolü altına alınması
  • Suya erişimin adilleştirilmesi: Örneğin, belediye binasına da, otellere de, kayıt dışı gecekondu mahallelerine de kişi başı 20 litre kullanım hakkı tanınması.
  • Güvenilir su protokolü oluşturma

Ortak su

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2009 yılında 2025’te dünya nüfusunun üçte ikisinin su sıkıntısı çekeceğini söylüyordu. Bu vahim tabloyu sadece iklim değişikliğinin ve nüfus artışının bir sonucu olarak görmek hata olur. Suyun özelleştirilmesi ciddi bir tehdit olarak ele alınmalı, su bir emtia olmaktan çıkarılarak kullanımı ortaklaştırılmalı.

Uruguay bunun örneklerinden biri: 31 Ocak 2004’teki referandumla halkın üçte ikisi, demokratik kitle örgütleri, sol gruplar ve sendikaların ortaklaşa yürüttüğü mücadele sonucunda “suyun yaşam için olmazsa olmaz bir doğal kaynak olduğunu” kabul etti. İçme suyu ve arıtma hizmetine erişim de “temel insan hakkı” ilan edildi. Daha önemlisi, “lağım ve temiz suya erişim, devletin resmi kurumlarınca gerçekleştirilmesi gereken bir kamu hizmeti” olarak yasalaştırıldı. Başka bir deyişle suyun özelleştirilmesinin önü kesildi.

2010 yılında ise Bolivya hükümetinin girişimiyle BM Genel Kurulu “güvenli ve temiz içme suyu ve arıtma hakkını, yaşamdan ve tüm insan haklarından tam olarak yararlanmak için gerekli olan insan hakkı olarak tanıdı. Nüfusu 5,4 milyonu bulan ülkeler çözüm lehine oy kullanırken 1,1 insanı temsil eden Kanada, İsrail, Japonya, Türkiye, Ukrayna, İngiltere, ABD aleyhte oy kullandı. Suyu insan hakkı olarak görmeyle paralel olan çözüm önerisi BM İnsan Hakları Konseyi’ne gitti. Bundan böyle hükümetler, her bir bireyin suya ve arıtmaya erişimini güvence altına almakla yükümlü. Ancak bu zorunluluk, mücadele etmeksizin bizlere verilmeyecek.

 

(Bu yazı http://sendika62.org/2018/03/tricontinentalden-susuz-sehirler-dosyasi-su-sinifsal-bir-meseledir-481006/ adresinde yayınlanmıştır.)