MISIRIN TADI *

Mısır, temel bir gıda kaynağı ve kadim bir tarımsal ürün olmasının ötesinde günümüz küresel kapitalist gıda rejimine konu olan endüstri bitkilerinin başında gelmektedir. Türkiye’de gıda ve tarım alanında üzerine en çok tartışma yürütülen ürünlerin başında mısır gelmektedir. Yanlış destekleme politikaları, artan üretim maliyetleri, üreticinin pazarlama sıkıntısı, borçluluğun derinleşmesi ve birçok üreticinin tarımsal üretimden kopmasına ve mülksüzleşmesine yol açan hemen her ürün için geçerli sorunların ötesinde mısıra özgü GDO’lu genlere verilen ithalat izinleri, nişasta bazlı şeker (NBŞ) kotalarının arttırılması, etanol üretimi gibi bir dizi kendine özgü sorunu bulunmaktadır.

Mısır, tanesinden ve otsu gövdesinden yararlanmak üzere ekilmektedir. Mısırın taneleri insan beslenmesinde doğrudan kullanıldığı gibi yemeklik sıvı yağ, nişasta, glikoz ve yem sanayiinde de değerlendirilir. Otsu gövdesi ise hayvan yemi olarak kullanılır. Mısır üretimi geleneksel olarak emek yoğun bir üretim gerektirdiğinden ve toprak mülkiyet rejimine de bağlı olarak çok büyük olmayan arazilerde hane emek gücü toplamının imkan verebildiği ölçüde yapılırken, konvansiyonel, endüstriyel üretimi üretim ilişkilerinde yaşanan dönüşüme bağlı olarak günümüzde daha geniş arazilerde, makine kullanımına dayalı, kimyasal gübre ve ilaç kullanımlı olarak girdi yoğun bir üretimin baskın olduğu bir üretim örüntüsü içinde gerçekleşmektedir.

Mısırın tadı kaçmıştır. Bu ifade hem mono kültür ve endüstriyel tarım üretime bağlı olarak bundan 20 sene önce bölge ve iklime göre ekilen yerel mısır cinslerinin üreticiler tarafından üretilmemesine, üretilse bile tüketicilerin bu ürünlere ancak belirli niş pazarlara dahil olduğu ölçüde erişebildiğine dikkat çekerken, diğer yandan GDO’lu mısırlar ve mısır şurubu tartışmaları sonucunda tüketicilerin son yıllarda mısır tüketirken yaşadığı tereddüdü açık etmektedir. 

Mısırın tadını kaçıran bir diğer konu nişasta bazlı şeker üretimidir. NBŞ üretimi kotalarının her yıl şeker açığı bahane gösterilerek artırılması, şeker pancarı üretimini olumsuz etkilerken mısır talebini artırdığı ölçüde mısır üreticileri adına olumlu bir etkisi olması düşünülebilir. NBŞ üretim lisansına sahip az sayıda firma daha “kaliteli” belirli standardlarda NBŞ üretmek amacıyla alım yaptıkları mısırlarda mısır şurubu üretimi için geliştirilmiş hibrit tohumlardan üretilen ürünleri tercih etmektedir. Bu da mısır üretiminde hibrit tohumlu mısırları piyasayı domine etmesine neden olmaktadır. Firmalar ihtiyacı olan tedariki garanti altına almak ve piyasadaki asimetrik ilişkilerden avantaj sağlayabilmek adına sözleşmeli üretim modeli ile mısır üretimi yoluna da başvurmaktadırlar.

Mısırın tadına ne oldu?  Kulağa biraz romantik, biraz nostaljik, biraz naif olarak gelse de bu soru, önemli bir çıkış noktası. Soframıza gelen temel bir ürünün gıda zincirinde sofradan tarlaya, tohuma kadar, geriye doğru giderek nasıl ilişkiler etrafında üretildiğini, ticaretinin yapıldığını ve nasıl bir siyaseti olduğunu anlamak adına bir başlangıç noktası.

Tarımın hayvancılık ve bitkisel üretimin birlikte yapıldığı ve birbirini tamamladığı bir faaliyet olarak düşündüğümüzde mısırın hayvan yemi olarak kullanılması elbette yeni değildir, aksine tarımsal üretimin bir gereğidir. Fakat, bunun küresel kapitalist gıda rejimi altında uluslararası tohum ve gıda şirketleri tarafından ekolojik değerleri gözetmeden, halkların gıda egemenliklerine müdahale ederek, agro-biyoçeşitliliği yok ederek ve geleneksel köylü tarımını dışlayarak örgütlenmesi kapitalizmin neo-liberal dönemine aittir. Tarımda ve gıdada şirketlerin hakim olduğu bu sistemde, küçük üreticiler gitgide marjinalize olmakta, üretim kararlarında eşitsiz güç ilişkilerinin belirlediği piyasa ilişkileri dahilinde hareket etmek durumunda kalmaktadırlar. Bunun sonucu olarak, aile geçimini sağlayabilmek ve üretimi sürdürebilmek adına borçlanma yoluna gitmek durumunda kalıyorlar veya alternatif gelir imkanı yaratmak adına tarımda ücretli işçi olarak çalışmanın yollarını arıyorlar. Bunun sürdürülemediği durumda da üretimi terk ederek emeklilik için kalan günlerinin primini yatırabilmek adına kredi çekmek için bankaların kapılarını aşındırıyorlar veya çocuklarından veya sosyal yardımlar üzerinden gelebilecek gelirlerin yolunu gözlüyorlar.

Özetle mısırın tadı Türkiye’de tarımsal dönüşüm ve ekolojik tahribatlar sonucu üretimden elini çekmek durumunda olan üreticilerle beraber, buna bağlı olarak hem üreten hem de talep eden kalmadığı için yitip giden yerel tohumlarla beraber ve endüstriyel tarımın kimyasallara dayalı üretim sistemi sonucunda tahrip olan ve şirketlerin ve devletlerin toprak gaspları sonucunda köylülerin erişiminden ve kontrolünden çıkan topraklarla beraber kaybolmaktadır. Dünyanın farklı yerlerinde bu sürece müdahale eden her oluşum ve hareket tarımsal emeğin değerini, insanlık onurunu, toplumsal adaleti ve mısırın tadını geri kazanmak için mücadele etmektedir. O yüzden mısırın tadına ne oldu sorusunun peşine düşmekte ve onu geri kazanmakta ısrarcı olmak gerekmektedir.

Geleneksel yöntemlerle mısır üretimi çeşitli aşamalardan oluşur. Ekilecek tarlanın mevsimlik ıslahı ile başlayan hazırlık süreci tarlanın ekim öncesi sürülme işlemi ile sürer. Sürüm işleminden sonra Ekim işi hava ve toprağın nem durumuna göre mayıs sonu, haziran başı gibi yapılır. Toprak pulluk ile sürülüp bir hafta bekletilir ve elle mısır tohumu tarlaya saçılır. Ardından tırmık ile hem toprak keseklerinin parçalanması sağlanır ve hem de tohumun toprağa karışması sağlanır.

Mısırın boyu bir karış kadar olunca birinci çapalama yapılır. Bu çapalamada esas amaç yabancı otların tarladan ayıklanması iken, aynı zamanda köklerin hava alması sağlanır. Eskiler “mısırın büyümesi için kökünün sallanmasının şart olduğunu “ söylerlerdi.

Mısırın boyu diz boyuna ulaştığında ikinci çapalama yapılır. Burada da yabancı otlar kesilse de esas amaç mısırın boğaz kısmının toprak ile doldurulmasıdır.Bu yapıldığında mısırın toprak ile doldurulan kısımlarından yanlara doğru yeni kök gelişimi olmakta ve bu sayede bitki hem topraktan daha fazla besin almakta ve hem de bitkinin rüzgarlı havalarda devrilmemesi için gerekli destek görevi sağlanmaktadır.

Her iki çapalama aynı zamanda seyreltme işleminin yapıldığı süreçlerdir. İyi gelişen bitkiler kademeli olarak bırakılarak bitkiler arası mesafe 40-60 cm. olarak belirlenir.

Ekimden yaklaşık 60 gün sonra koçanlar süt mısır hasadına uygun hale gelir, dane mısır hasadı için en az bir ay daha beklemek gerekir.

Geleneksel üretimde mısır tohumunun içine bir miktar da fasulye tohumu eklenir, bu sayede bu iki bitki birbirlerine fayda sağlayarak gelişir; fasulye yaprakları mısırı güneşin aşırı etkilerinden korurken, fasulye de tutunup yükselebileceği bir dayanak bulmuş olurdu. Toprağı güneş ışınlarının etkisinden koruyacak olan kabağı da bu ekibe eklersek eskilerin deyimiyle üç kız kardeşi tamamlamış oluruz.

Endüstriyel mısır üretiminin emek üretkenliği ile geleneksel mısır üretiminin üretkenliği karşılaştırıldığında devasa bir fark oluşur. Endüstriyel üretimde bütün üretim neredeyse bütünüyle makine ile gerçekleştirdiğinden çok düşük emek harcanması gerçekleşir, geleneksel tarımda ise tarlanın hazırlık sürecinden ekime kadar tüm süreç emek yoğun gerçekleştiğinden yoğun emek harcaması ile gerçekleşir. Endüstriyel tarımda mısırın gelişimini için kimyasal gübre kullanılırken, geleneksel tarımda hayvan gübresi başta olmak üzere doğal gübre kullanılır. Geleneksel üretimin gübre kullanım bedeli ve emeği endüstriyel tarıma göre daha fazla olarak gerçekleşmektedir. Endüstriyel tarımda mısırın gelişimine zarar veren ot ve zararlılara karşı kimyasal ilaçlar kullanılırken geleneksel tarım etkiyi çapalama ile sağlayarak yoğun bir emek kullanımı ile gerçekleştirirken, zararlılara karşı doğal olarak üretilen ısırgan otu, sarımsak gibi koruyucularla gerçekleştirir. Bu yolla doğaya, yetişen mısıra zarar verilmezken üretici yoğun emek, zararlılarla üretimini paylaşmayı kabul etmek zorunda kalır.

Endüstriyel tarımda hasat makine ile yapılırken geleneksel tarımda hasatın tümü elle, emek harcanarak gerçekleşir.

Endüstriyel ile geleneksel tarım tarzlarının farklarının sonucu devasa olarak gerçekleşmektedir. Endüstriyel tarımda GDO’lu ve hibrit tohum ile kimyasal gübre ve ilaç kullanımından devasa bir verim farkı oluşur.

Endüstriyel mısır ürünleri için devasa bir piyasa mekanizması işler halde dururken, geleneksel tarım üreticisi üretim sürecinde kaybettiğini satış sürecinde yaşadığı güçlüklerle artırarak sürdürmektedir.

Artık mısırın tadının kaçtığı süreçte, atalık tohumdan kimyasal gübre ve ilaç kullanımı olmayan mısırı kaybetmek üzereyiz. Atalık tohumun korunabilmesinin yegane yolu üretime devam edilebilmesinden geçiyor. Atalık mısır üreticisinin üretimden satışa kadarki zorlukları kendi bireysel olanakları ile aşabilmesi imkansız hale gelmiş durumdadır.

Kayıp yalnızca mısırın tadı, tohumu olmakla da sınırlı kalmıyor. Geleneksel üretim daralıp durdukça geleneksel tarzda üretim bilgisi de kayboluyor. Artık pek çok köyde geleneksel tarzda mısır üretimi bilinmiyor ya da unutulmuş durumdadır.

Kayıp yalnızca mısırın tadı değil, tüketiciler mısırı nasıl kullanabileceklerini de bilmiyorlar. Yaşadığımız coğrafyada çok çeşitli kullanımı olan mısır ve mısır unun değerlendirme yolları bir tıklama uzaklıkta çeşit çeşit olmasına karşın tüketici mısırla ne yapabileceğini soruyor!

Bu kayıplar gerçekleşirken bilimsel yollarla yapılan incelemelerin sonucunda mısırın yararları sayılıp dökülüyor. Yeni kullanım alanlarından birisi de cilt bakımı olmak üzere çeşitlenip durmasına karşın tüketicinin ne yapacağı şaşkınlığı devam ediyor.

Bu zorluklarla başa çıkabilmek üretici ile tüketicinin el ele vererek bütün süreci örecek el birliği örgütlenmeleri gerçekleştirmesinden geçiyor.

* Bu yazı köstebekkolektif.org sitesinde Orkun Doğan‘ın “Türkiye’de Mısır Üretiminin Seyri veya Nerede O Eski Mısırlar?” İsimli makalesinden  derlenmiştir.

Tarım ve Gıdanın Dönüşümü