YEREL ÇEŞİTLERİN KAYIT ALTINA ALINMASI, ÜRETİLMESİ VE

PAZARLAMASINA DAİR YÖNETMELİK’DE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER HAKKINDA

Tayfun Özkaya

Yaklaşık bir yıl önce (19 Ekim 2018 Resmi Gazete sayı: 30570) yayınlanmış olan yerel çeşitlerin kayıt altına alınması, üretilmesi ve pazarlamasına dair yönetmelik[1] yürürlükten kaldırıldı ve yeni yönetmelik[2] aynı adla 3 Eylül 2019’da (Resmi Gazete sayı: 30877) yayınlandı.

Yeni yönetmelik daha önce yerel çeşitlerin kayıt altına alınmasında meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleri, yerel idareler ve üniversitelere de tanıdığı başvuru hakkını kaldırarak bu işlevi sadece Tarım ve Orman Bakanlığının araştırma enstitülerine tanıdı. Yerel tohumlukların üretilmesinde daha önce şirketlere de verdiği yetki kaldırılarak bu defa sadece bakanlığa sağlandı.

Yerel tohumların kayıt altına alınması için başvuru sahibi eski yönetmelikte “ilgili olmak kaydıyla meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri, kamu araştırma kuruluşları, yerel idareleri ve üniversiteleri” olarak tanımlanmışken, yenisinde başvuru sahibi olarak “Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğüne bağlı olarak faaliyet gösteren araştırma enstitü müdürlükleri” belirlenmiştir. Bakanlık arada geçen yaklaşık bir yıllık sürede muhtemelen başvuruların azlığından veya belki de olmamasından etkilenerek artık bu yetkiyi sadece araştırma enstitülerine vermiştir. Kanımca sivil toplum örgütleri bakanlığın tohumlukları, başta yabancılar olmak üzere tohum şirketlerine sunmasından çekinmişlerdir. Ancak FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) başta olmak üzere yabancı kuruluşlar Türkiye’den ısrarla yeni yerel tohumlar istemektedirler. Bu istek çok eskiden beri süregelmekte ise de özellikle küresel iklim değişikliğinin yoğunlaştığı son yıllarda iyice artmıştır. Bu nedenle Bakanlık Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü aracılığıyla 14 Mart 2018’de o güne kadar hiç ilişki kurmadığı yerel tohum hareketi içindeki sivil toplum kuruluşlarını ve kişileri İzmir’de toplantıya çağırarak ellerindeki tohumları istemişti.  

Bakanlığın yerel tohuma ilgisi 2017’de başlamıştır. 2017 Ocak başında o zamanki müsteşarın isteği üzerine bir görüşmeye davet edildim. Bakanlık yerel tohum hareketine destek olmak istediğini müsteşar ağzından belirtti. Bakanlık uzmanları hemen bir tohum takas şenliğine davet edildiler ve katıldılar. Ancak bu ilişki yürümedi. Bakanlık bir işbirliği yapmak yoluna gitmedi. 31 Mart 2017’de İzmir’in ilçesi Kemalpaşa’da oldukça alışılmamış bir etkinlik gerçekleşti. Bakanlık tarafından gerçekleşen “1. Yerel Tohum Buluşması” adlı etkinliğe Sayın Emine Erdoğan da katıldı. Hâlbuki 2010 yılından sonra, o tarihe kadar birçok il ve ilçede otuzu aşkın yerel tohum takas şenlikleri/etkinlikleri yapılmıştı. Birinci denilen bu etkinlik ise bakanlığın ilk etkinliği oldu aslında.

Bakanlık benzer çalışmalara devam etmektedir. Son günlerde basında şu şekilde haberler çıkmaktadır:[3]  

…yerli tohumlardan üretilen ürünler, “Ata Tohum” markasıyla tüketiciyle buluşacak. TİGEM’in Polatlı Tarım İşletmesinde gerçekleştirilen “Mirasımız Ata Tohumu Projesi” lansmanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Emine Erdoğan’ın 2017 yılında İzmir’de yapılan “Yerel Tohum Buluşmaları” ile temelini attığı çalışmalar, Samsun ve Şanlıurfa’da devam etti. Bu bölgelerde yıllardır yetiştirilen ürünleri gelecek kuşaklara aktarabilmek amacıyla halk ve çiftçiler ellerinde bulunan yadigar tohumları devletin güvenli ellerine teslim etti ve tohumlar toprakla buluştu. Tarım ve Orman Bakanlığına teslim edilen tohumların sayısının Haziran ayı itibarıyla bini aştığı ifade edildi. Bu tohumların bir kısmı Gen Bankası’nda koruma altına alınırken, bir kısmı da Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki kuruluşlarca kimyasal ve genetik analizlere tabi tutularak sınıflandırıldı. Yapılan çalışmalar sonucunda üretilen ürünler “Ata Tohum” markasıyla Migros mağazalarında tüketiciyle buluştu. Satışına başlanan 11 adet ürünün içerisinde Kandıra’nın sivri biberinden Samsun’un köy salatalığına, Çorum’un 10 dilim kavunundan Ayaş’ın domatesine kadar birçok ürün bulunuyor.”

Zincir marketlerde bazı yerel tohum ürünlerinin satışı ile bunların kalıcılığının ve çiftçi ve tüketici refahının sürdürülebilir olması mümkün değildir. Yerel tohumların üretimi kadar bunların tarım kimyasalları olmadan üretimine de önem vermek gereklidir. Bakanlığın bu konuda çalışmaları yetersizdir. Ekolojik üretim ülkemizde daha çok bir dışsatım konusu olarak ele alınmaktadır. Yerel tohumların şirket tohumlarının ıslahında kullanılması bakış açısı hem bakanlıkta hem de genel olarak ziraat fakültelerinde temel bir bakış açısıdır. Bu gıda egemenliğine dayanan, ekolojik,  küçük çiftçilerin ve tüketicilerin refahını sağlamaya, yerel tohumların temel alındığı katılımcı bir ıslaha yönelik bir anlayış değildir. Yapılmak istenen yerel tohumların kaybolmaması, yurtiçi ve yurtdışı tohum ıslah sektörüne ıslahta kullanacağı materyalin sağlanmasıdır.

Eski yönetmelikte yerel tohumun yetiştirilmesine ve yayılmasına büyük kısıtlamalar getirilmişti. Gerekçe olarak yerel tohumun karışarak yozlaşmaması olarak sunulurken, gerçekte şirket tohumlarının hegemonyayı koruma endişeleri seziliyordu. Kısıtlamalar büyük ölçüde menşe bölgesi tanımı ile yapılıyordu ve tanımlanan bölge dışında yerel tohumun yetiştirilmesi engelleniyordu. Eski yönetmelikte menşe bölgesi dışında yerel tohumluk yetiştirilemiyor, tohumluk bu bölge dışına satılamıyor ve üretilen tohumluk miktarına bakanlıkça kısıtlama getirilebiliyordu. Yeni yönetmelikte bu kısıtlamalar bir ölçüde hafifletilmiştir. Menşe bölgesi: yeni yönetmelikte “yerel çeşitlerin doğal olarak uyum sağladığı ve kendine özgü karakterleri gösterdiği coğrafi alanları veya benzer iklim ve coğrafi bölgeleri” olarak tanımlanmıştır. Eskisinde “benzer iklim ve coğrafi bölgeler” ifadeleri yoktu. Dolayısıyla yeni tanımla yerel çeşitlerin yetişebileceği bölgelerde de üretilmesi  olanağı açılmıştır. Eski yönetmelik yerel çeşidi sadece çıkış yaptığı alanla sınırlamışken bu tanım daha geniştir, olumlu yönde küçük adımdır. Ancak yönetmelik yerel tohumluk kavramını sadece çeşit (varyete) terimi içine sıkıştırmaya devam etmektedir. Gerçi hem eski yönetmelikte hem yeni yönetmelikte klon ve popülasyon gruplarından söz edilmektedir. Ancak popülasyon grupları kapsanıyorsa bunun “yerel çeşit “ başlığı altında tanımlanması yanlıştır.

Yeni yönetmelikte “yerel çeşit” şöyle tanımlanmaktadır:  

“Yerel çeşit: Milli çeşit listesinde kayıtlı çeşitlerden farklı olmak üzere; genetik erozyon tehdidi altında bulunan; belirli bir coğrafi bölge veya bölgelerde geleneksel olarak yetişen tohumlar ile yetiştiği bölgenin coğrafi şartlarına adaptasyon sağlamış bitki türlerinin klon ve popülasyon gruplarını” [ifade eder]

Yönetmelik kullandığı terimlerde kavram karışıklığı yaratmaktadır. Çeşit (varyete) dendiğinde bunun içine popülasyonlar girmez. Yönetmelik ise yerel çeşit terimini bunu da kapsayacak şekilde kullanmaktadır. Eğer popülasyonların da tohumluğu üretilip satılabilecekse yönetmelikte yerel çeşit yerine “yerel tohumluklar” terimi kullanılmalıydı. Çünkü genel tanımlarda çeşit tanımı yapılmakta ve bu tanım popülasyonları dışarıda bırakmaktadır.[4]

Yönetmeliklerdeki kavram karışıklığı yerel tohumların incelenme sürecinde de devam etmektedir. Eski yönetmelikte Madde 6, fıkra 6 şöyle idi:  

“Komitenin teknik inceleme yapılmasına karar vermesi durumunda yerel çeşitler Bitki Çeşitlerinin Kayıt Altına Alınması Yönetmeliği kapsamında TTSM (Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğünü) ve/veya TTSM organizasyonunda TSTM (Tohum Sertifikasyon Test Müdürlükleri) kamu ve özel sektör tarımsal araştırma kuruluşlarınca 1 yıl süre ile farklılık ve yeknesaklık testlerine alınır. Bu testlerde kalitatif ve yalancı kalitatif karakterler dikkate alınarak inceleme yapılır ve %10 tip dışı bitki toleransı uygulanır. Teknik inceleme neticesinde olumlu ve olumsuz olarak düzenlenen rapor Komiteye gönderilir.”

Yeni yönetmelikte Madde 7, fıkra 7’de ise benzer metin şu şekilde yazılmıştır:

“Komitenin teknik inceleme yapılmasına karar vermesi durumunda yerel çeşitler, gözlem kriterlerini içeren teknik soru anketleri kapsamında; TTSMM (Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğü) tarafından belirlenecek deneme alanlarında 1 yıl süre ile denenerek morfolojik olarak değerlendirilir. Bu denemelerde kalitatif ve yalancı kalitatif karakterler dikkate alınarak inceleme yapılır ve %10 tip dışı bitki toleransı uygulanır. Teknik inceleme neticesinde olumlu veya olumsuz olarak düzenlenen rapor Komiteye gönderilir.”

Eski yönetmelik yerel tohumları çok katı bir şekilde çeşit (varyete) olarak değerlendirmekte idi. Değerlendirmenin “Bitki çeşitlerinin kayıt altına alınması yönetmeliği” çerçevesinde olacağı ve farklılık ve yeknesaklık testleri yapılacağı yazılmakta idi. Bu ifadeler yeni yönetmelikte kaldırılmıştır. Eski yönetmelikte yazıldığı şekliyle çeşitlerin farklı, bir örnek ve kararlı olma (İngilizce distinctiveness, uniformity, stability- baş harflerinin birleştirilmesi ile DUS) konusundaki kurallarının yerel tohumlara da (bakanlık yerel çeşit terimini kullanıyor) uygulanmasının dayatılması anlamına geliyordu. Tohum şirketlerinin bu üç takıntısının bir yararı olmadığı açıktır. Bunu daha önce de yazdık. Tohum şirketleri ile çiftçilerin veya katılımcı ıslah yapanların ölçütleri farklıdır. Bu DUS ilkelerinin biyolojik bir gerekçesi yoktur. Birörnekliliği empoze eden ve böylelikle çeşitleri birbirinden ayırmayı kolaylaştıran herhangi bir kişi muhtemelen birçok ülkede çiftçilerin aynı üründe heterojen yerel tohumlar ektiklerini ve bunların heterojen olmalarına rağmen belirli isimler ve karakteristiklerle belirlendiğini unutmaktadırlar. Bunlar üretimde kullanılmaktadır. Çünkü zaman içinde farklı, birörnek ve kararlı çeşitlerden daha kararlıdırlar.[5]

Çiftçilerin ıslah çalışmalarında hangi ilkeleri ele aldıklarına geçmeden önce, bugün artık çiftçilerin ve eğitim almış bitki ıslahçılarının birlikte çalışmaları, katılımcı bitki ıslahı ve evrimsel bitki ıslahı yaklaşımlarını uygulamaları gerektiğini söylemeliyiz. 

Çiftçilerin binlerce yıldır kullandığı üç bitki ıslahı ilkesi çeşitlilik (biodiversity), dayanıklılık (resilience) ve kalite, tat, besin değeridir. Çiftçiler çeşitlilik için ıslah yaparken, şirketler birörneklilik için ıslah yapmaktadırlar. Çok değişik toprak ve iklim özelliklerine sahip olan bölge ve yerlere uyum gösteren çok sayıda çeşit veya popülasyonlarla büyük bir üstünlük kazanmış oluyoruz. İklim değişikliğinin getirdiği sorunlara karşı en başarılı cevap biyoçeşitliliktir.

Yeni yönetmelikte yerel tohumları şirket tohumları gibi çeşit terimi içinde düşünme anlayışından bir ölçüde dönülmüştür. Ancak hâlâ yerel çeşit teriminin kullanılması ve %10 tip dışı bitki toleransı gibi uygulamada bazı yerel tohumlarda (örneğin evrimsel ıslah ürünleri) geçerli olamayacak kuralların sürdürülmesi çelişkili görülmektedir. Köy popülasyonlarının da evrimsel ıslah tohumları gibi kararlı olmaları beklenilmeyeceğine göre tip olarak ne tanımlanacaktır ki bunun toleransı olsun. Bunlar tohum şirketlerinin dayattığı konulardır. Çeşitler (varyete) için dâhi bütün bitkilerin bir örnek olmasının beklenilmesi yararlı değildir. Belli karekteristiklerde bir örneklilik aranırken diğer bazı karekteristiklerde çeşitlilik olması varyeteler için de istenilir bir durum olmalıydı. Örneğin yerel bir biber çeşidi (varyete); tatlı olma, kurutmaya uygun olma ve belli bir dış görünüş dışında başka özellikler bakımından (örneğin renk) bir örnek olmayabilirdi. Ancak şirketlerin dayattığı DUS kuralları çeşidin her bakımdan bir örnek olmasını dayatmaktadır ve bunun dayatılmasının tohum şirketlerine pazar hegemonyası sağlamaktan başka bir yararı yoktur.

Menşe bölgesi tanımlaması da önemlidir. Yeni yönetmelik madde 4, 1. fıkrada şöyle yazmaktadır: “Menşe bölgesinde olmak şartıyla, gerçek kişilerin ihtiyaç miktarları kadar tohumluk üretimi ve kendi aralarındaki tohum takaslarında Bakanlığın izni aranmaz.” Yerel tohum takas şenliklerinde ilk yıllarda daha uzak illerden bazı tohumlar da paylaşıldı ise de artık takas şenliklerinde bu istenilmemektedir. Uzak illerden gelen tohumlukların sorun yaratacağı açıktır. Ancak bu konuda yasakçı davranmak da yanlıştır. Bu anlayış hâkim olsa idi bugün domates, patates, mısır, tütün başta olmak üzere Anadolu’da birçok bitki yetiştirilemezdi. Bunlar Güney Amerika’dan gelmiştir. Aynı şekilde Kuzey Amerika’da endemik olarak kültür bitkisi olarak sadece ayçiçeği bulunmakta idi.[6] Kuzey Amerika’daki bugün yetişen bütün kültür bitkileri dışarıdan gelmiştir. Örneğin soyanın ABD’ye gelişi üzerinden yüzyıldan biraz geçmiştir. Eğer bakanlığın düşünceleri doğru olsaydı Kuzey Amerika açlıktan kırılırdı. Türkiye’de domatesin olmadığını düşünelim. Bakanlık tohumculuk kanununun çıktığı 2006 yılından bu yana yerel tohuma ilgi göstermemiştir. Daha önceleri çiftçinin elindeki yerel tohumun alınarak şirket veya devletin ürettiği sertifikalı tek tip çeşitleri dağıtarak yerel tohumların yok olmasına katkıda bulunduğu konusunda somut örnekler de bulunmaktadır.  Bakanlık şimdi tekelci bir durum yaratarak yerel tohum üretimini eline almaktadır. Bilgili çiftçilerin yerel tohumluk ve fide satışları yasak olmaya devam etmektedir. Bu konuda yasakçılık yanlıştır. Ayrıca menşe bölgesi dışından gelecek bazı tohumluklara değişik illerin ihtiyacı olabilir. Ancak bunun bilen ellerde yapılması gerekir. Bu kesimler arasında sadece diplomalı uzmanlar değil bu alanda bilgili çiftçiler de vardır.

Yerel tohumluk üreticisi olarak yeni yönetmelik “Bakanlığın ilgili kuruluşunu ve araştırma enstitülerini” kabul etmiştir. Eski yönetmelikte şirketler tohumluk üretimi yapabiliyorlardı. Muhtemelen arada geçen yaklaşık bir yılda şirketlerin bu konuya ilgi göstermedikleri görülmüş olmalıdır.

Yerel Çeşit Kayıt Listesinde yer alan yerel çeşitlerin tohumlukları için üretim miktarları TAGEM’e yapılacak talepler doğrultusunda belirleneceği yönetmelikte kaydedilmiştir.

Sonuç

Küresel iklim değişikliğinin şiddetli bir şekilde farkına varıldığı son yıllarda küresel tohum şirketleri yerel tohuma her zamankinden daha fazla ihtiyaç göstermektedirler. Şüphesiz şirketler bunları ıslah için kullanacaklar ve birörnek, tarım kimyasallarına ihtiyaç gösteren, dayanıklılık, besleyici özellik vb. kalite konuları endişesini ciddi şekilde göstermeden ıslah edilmiş bulunan çeşitlerini, tohum mevzuatının onlara sağladığı koruyucu ve tekelci kalkandan da vazgeçmeden üretmeye devam etmek istemektedirler. Bu bakımdan yerel tohumlara gösterdikleri ilgi ticaridir ve ekolojik, toplumsal gereksinimlerle ilgili değildir. Bu son dönemde artan ilgiye rağmen sanayileşmiş bütün ülkelerde yerel tohumların bu güne kadar en hızlı bir şekilde yok oldukları da bilinen bir gerçektir. Bu nedenlerle tarım devrimine beşiklik etmiş, verimli hilalin bir parçasını oluşturan ülkemizden yerli ve yabancı tohum şirketlerinin yerel tohum istekleri artmıştır. Tarım Orman Bakanlığı bu nedenle hızla yerel tohumları gen merkezlerine almaya çalışmaktadır.

Yeni yönetmelik eskisine göre yerel tohumun ne olduğunu biraz daha anlamasına rağmen hâlâ kullandığı terminoloji bakımından yeterli değildir. Uzmanlarda kavram karışıklığı devam etmekte ve yerel tohumlara tohum şirketleri perspektifinden bakış devam etmektedir. Geçtiğimiz bir yıllık süre içinde sivil toplum kuruluşları, bakanlığın eline geçecek yerel tohumları tohum şirketlerinin eline teslim edeceği endişesi ile bakanlığa ciddi bir şekilde destek olmamıştır. Bakanlığın tescil için başvuru, tohumluk üretimi konularını tamamen kendi eline alan bu yönetmeliği hazırlamış olmasının bu durumla ilgisi olduğu kanısındayız. Yapılan açıklamalarda yerel tohumların fidelerinin halka dağıtılacağı söylenmektedir. Yerel tohum ürünlerinin pazarlamasında ise bir zincir marketle işbirliği yapılmaktadır.

Yerel tohumluklar ve bunlardan üretilen fidelerin bu konuda yıllardır hizmet veren bilgili çiftçiler tarafından da üretilmesi gereklidir. Tohumculuk kanunu bunu yasaklamaktadır. Bakanlığın yerel tohumlarda, tohumluk üretimini sadece kendi tekeline alması yanlıştır. Yeni yönetmelik köylünün tohumluğu üretmesi, satması konusunda tohumculuk kanununda var olan yasak konusunda hiçbir değişiklik getirmemiştir. Şüphesiz bakanlığın yerel tohumların bozulmadan devamlılığını sağlamak ve bu konuda eğitim vermek konusunda çabaları olmalıdır. Bu konuda belediyelere de görev düşmektedir. Bazı belediyelerimiz yerel tohum merkezleri kurmuşlardır. Belediyeler artık sadece fide üretmek ve tohum takas şenlikleri düzenlemenin ötesine geçmelidir. Yerel tohumların devamlılığının sağlanması, katılımcı bitki ıslahına başlanması konusunda etkili olabilirler. Burada gerek ziraat fakültelerinde gerekse Tarım ve Orman Bakanlığı uzmanları arasında yeterli bilincin olmaması bir kısıtlılık oluşturmaktadır. Ancak gene de birkaç öncü atılım yapılabilir.  

Bakanlık yıllarca önce yapılmış anlaşmalar gereği elindeki tohumlukları yurtdışına göndermektedir. Bu konuda bir değişiklik yoktur. Şüphesiz genetik zenginliklerin bütün dünya ile paylaşılması doğrudur. Yanlış olan bunların nerdeyse her ülkede bulunan tohumculuk kanunlarına dayanarak tekel ve hegemonya oluşturmuş olan tohum şirketlerinin kullanımına açılması ve bunların fikri mülkiyet hakları ile topluma dayatılmasıdır.

 [1] http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/10/20181019-2.htm

[2]https://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=7.5.33763&MevzuatIliski=0&sourceXmlSearch=yerel%20%C3%A7e%C5%9Fit

[3] https://www.gidahatti.com/ata-tohumu-tuketiciyle-bulusacak-lansmana-emine-erdogan-da-katildi-155417/

[4] Yönetmelikte çeşit tanımı şu şekilde yapılmaktadır. Çeşit: Bir veya birden fazla genotipin birleşmesinden ortaya çıkan ve kendine has özelliklerle tanımlanan, sözü edilen özelliklerden en az biriyle diğer herhangi bir bitki grubundan ayrılan, değişmeksizin çoğaltılmaya uygunluğu bakımından bir bütün olan, botanik taksonomi içinde yer alan genetik yapıyı, [tanımlamaktadır] Yeni yönetmelikte de yerel tohumlar için çeşit teriminin kullanılmasında ısrar edilmektedir.

[5] Navdanya International, The Seed Law, 2013, https://www.navdanya.org/attachments/lawofseed.pdf. Bu dokümanın çiftçi haklarını savunan, ekolojik bir tohum kanunu önerisi ile ilgili kısmını çevirdim. Bkz: “Alternatif Bir Tohum Kanunu” https://yeniinsanyayinevi.com/2019/07/06/alternatif-bir-tohum-kanunu-navdanya-ceviren-tayfun-ozkaya/

[6] Kloppenburg, J.R., 1988. First the Seed, The Political Economy of Plant Biotechnology: 1492-2000, Cambridge University Press, Cambridge.