Belediyeler Yerel Tohumların Korunması, Üretilmesi ve Katılımcı Islahında Etkili Olabilirler mi?
Tayfun Özkaya

Bu yazıda büyükşehir ve ilçe belediyelerinin yerel tohumların korunması,  bunlardan tarımda geniş ölçeklerde yararlanılması ve katılımcı ıslahı konularında neler yapabilecekleri tartışılacak. Yerel tohum takas şenlikleri belediyelerin de desteği ile yaygınlaştı, bazı belediyelerimiz ise yerel tohum merkezleri kurdular. Bunlar çok iyi, fakat yetersiz.

Tohum Takas Şenlikleri ve Tohum Merkezleri

2006 yılında Tohumculuk Kanunu ile tohum şirketleri tohumluk üretiminde ve satışında büyük bir hegemonya oluşturdular. Çiftçilerin yerel tohumlar ve bunlardan üretilen fideleri satması yasaklandı. Gerçi kamunun yoğun tepkisi nedeniyle bu yasak hâlen tam olarak uygulanmıyor. Bu konuda iki ileri bir geri politikası uyguluyorlar ve işi biraz da zamana bırakıyorlar. 29 Eylül 2010 yılında ilk tohum takas şenliği Torbalı pazar yerinde düzenlendi ve daha sonra Seferihisar’da yapılan takas şenliği ile birlikte bu etkinlikler yaygınlaştı. Arkasından ilk önce Seferihisar Belediyesi Can Yücel Tohum Merkezini açtı. Merkez yerel tohumları saklıyor, fide üretiyor ve üretmek isteyenlere bedelsiz olarak veriyor. Merkez özellikle yakın çevrede bulunan yerel tohumlara ağırlık veriyor. Uzak bölgelerden gelen tohumları bölgede dağıtmıyor. Seferihisar’ı takiben Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Çanakkale Büyükşehir Belediyesi de yerel tohum merkezleri açtılar.

İlk yıllarda ihtiyaç duyulan bazı yerel tohumlar daha uzak bölgelerden takas şenliklerine getirilmiş ve az sayıda çiftçi tarafından denenmişti. Tohum takas şenliklerinde artık uzak bölgelerden tohum gelmesini istemiyoruz. Yerel tohum; adı üzerinde belli bir bölgeye uyum göstermiş tohumluklardır. Bölgenin iklim ve toprak özelliklerine uymayan bölgelerin tohumluklarının başarılı olması oldukça zordur. Ancak bu konuda bir ayrımı da işaret etmek gereklidir. Çağlar boyunca tohumlar kıtalar arasında seyahat etmiştir. Nitekim ülkemize domates, patates vb. birçok tür Güney Amerika’dan gelmiş ve zamanla uyum göstermiş ve hatta yerel çeşitler oluşmuştur. Kuzey Amerika’da endemik olarak kültür bitkilerinden sadece ayçiçeği olduğundan, bütün kültür bitkileri bir kısmı Latin Amerika’dan olmak üzere diğer kıtalardan getirilmiştir. Buğday ülkemizden, Kuzey Amerika dâhil bütün dünyaya yayılmıştır. Bu nedenlerle bugün de ıslah amacıyla kontrol altında ülke içinden veya dışından yerel tohumların getirilerek kullanılması mümkündür. Katılımcı ıslah için değişik yörelere ait yerel tohumların getirilmesine ihtiyaç olabilir. Ancak her yörenin yerel tohumunu her yerde dağıtmanın sakıncaları da bulunmaktadır. Şirket tohum ıslahçıları da yaygın bir şekilde yerel tohumlardan bütün dünyada yararlanıyorlar. Tarım ve Orman Bakanlığı bu amaçla bütün dünyaya yerel tohumları göndermekte ve bunlar şirketler tarafından şüphesiz kullanılmaktadır. Yerel tohumlar hiçbir bedel ödenmeden şirketlerce kullanılmakta iken şirketlerin yön vermesi ile yerel tohumların çiftçilerce satışına yasaklar getiren kanunların birçok ülkede kabul ettirilmesi ayrı bir çelişki ve sorundur. Ayrıca çok sayıda ülkeden tohum ithal ediliyor ve kullanılıyor. Bunlarla çeşitli zararlı ve hastalıkların geldiği de bir sır değil. Bu gerçeklere karşın şirket hegemonyası taraftarları yerel tohumu kısıtlamak için koruyuculuk örtüsü altında yerel tohumların orijin alanından hiç çıkmamasını savunuyorlar. Bu da ayrı bir çelişki ve sorundur.    

Seferihisar, Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Çanakkale Büyükşehir Belediyesi yerel tohum merkezleri yerel tohumların kaybolmaması, korunması ve isteyenlere tohum veya fide olarak bedelsiz sağlanması konusunda çabalarda bulunuyor. Bu çabanın bütün illerde hatta ilçelerde yapılması yararlı olacaktır. Şu anda birçok köyümüzde genellikle kadınlar tarafından yerel tohumlar saklanıyor. Bu insanların önemli bir kesimi yaşlı. Bu insanları kaybettiğimizde bu kişisel tohum varlıklarının değerinin bilinmemesi nedeniyle, yakınları tarafından bile sakladıkları tohumların çöp olarak atılması tehlikesi var. Gerek tohum takas şenlikleri gerekse bu konuda yapılan mücadeleler ve belediyelerin tohum merkezleri 2006’dan bu yana ülkede yerel tohumun değeri konusundaki bilinci epeyce yükseltti. Köy düzeyinde yapılan bazı tohum takas şenliklerinde endüstriyel tarım yapan köylülerin ve özellikle kadınların tekrar yerel tohum ekme konusundaki artan isteklerine bizzat şahit oldum. Bu arada çiftçi olmayıp bahçelerinde kendi ihtiyaçları için sebze hatta buğday yetiştiren birçok kişi bu yerel tohumlara sahip çıktılar. Ancak aradan geçen bunca yılda gerçekleştirilenler yeterli değil.

Yerel Tohumlar ve Şirket Çeşitlerindeki Farklılıklar   

Tarım ve Orman Bakanlığının yerel tohumu korumak ve geliştirmek yolunda isteği pek yok. Bazı bakanlık yetkilileri ve bazı akademisyenler tohum takas etkinliklerine karşılar. Yerel tohuma sadece ıslah çalışmalarında kullanılacak materyal gözüyle bakıyorlar. Şirket tohumları büyük ölçüde tek bir ürünün dekara verimini en çoğa çıkarmak amacıyla ıslah ediliyorlar. Yerel tohumlarda ise biyoçeşitlilik esastır. Her bir tür için binlerce yerel tohum yaşayabilmektedir. Şirketler ise çok az sayıda çeşide dayanmak zorundalar. Her bir tür için binlerce çeşit tohum ile uğraşmak şirketler için ekonomik olmaz, ayrıca bunu onlar üzerinde fikri mülkiyet hakkı elde etmeden gerçekleştiremezler. Tohum şirketleri biyoçeşitliliğe ister istemez büyük zarar veriyor. Şirket tohumları ıslahında dekara verimin dışında ayrıca yola dayanıklılık ve raf ömrü dikkate alınmaktadır. Köylüler ise yerel tohumların geliştirilmesinde iklim koşullarına, hastalık ve zararlılara dayanıklılık ile besleyici değeri, lezzet gibi kalite unsurlarını dikkate alıyorlar. Köylüler biyoçeşitliliğe de büyük önem veriyorlar. Kullanılan çeşit sayısı binlerce olmaktadır. Aynı köyde bile bir türün çok fazla çeşidi kullanılmaktadır. Beş altı çeşit fasulye aynı köyde kullanılabilmektedir. Her tohumluk içindeki farklılıklar (varyasyon) da fazla olabiliyor. Köy popülasyonlarında bu çeşitlilik üst düzeydedir. Bu ise hastalık ve zararlılara, iklim değişikliklerine karşı sürdürülebilirliği arttırıyor. Unutmayalım ki tarım devriminden yani on üç bin yıldan bu yana çiftçiler bitki ıslah ediyorlar. Miguel Altieri bugün küçük çiftçilerin elinde 1,9 milyon yerel çeşit bulunurken, yeşil devrimin ürettiği çeşitlerin sayısının sadece 7 bin olduğunu söylüyor.[1]

Tohum şirketleri tarafından ıslah edilen ve geliştirilen çeşitler; hastalıklara, zararlılara ve kuraklık gibi iklim koşullarına dayanıksız olmaları ve çok az çeşitle ve her çeşit içinde de birörnek (homojen) olma saplantıları nedeniyle çok daraltılmış bir biyoçeşitliliğe dayandıklarından özellikle küresel iklim değişikliğinin söz konusu olduğu bu çağda birçok sorunla karşılaşılmaktadır. Aşırı tarım ilacı ve kimyasal gübre kullanılmasına rağmen verimlilik artmamakta ve çiftçiler ağır maliyetlerle karşılaşmaktadırlar. Zehir olan bu tarım kimyasalları hem üretici hem de bu ürünleri tüketenlerin sağlığını ve doğal hayatı bozmaktadır. Var olan tarım ürünleri pazarlama sistemi ise çiftçilerin eline geçen fiyatların düşmesine, hiç artmamasına veya enflasyonun çok altında artışına yol açmaktadır. Kısacası şirket tohumlarına, tarım kimyasallarına dayanan endüstriyel tarım sistemi ekolojik, ekonomik ve sosyal açılardan tam bir kriz karşısındadır.

 Bu krizden çıkış agroekoloji ve gıda egemenliğini hâkim kılarak mümkündür. Belediyelerin yerel tohum merkezlerine bu açıdan bugünkünden daha köklü ve geniş görevler düşmektedir. Öncelikle kaybolmakta olan yerel tohumların hızla korumaya alınarak saklanması ve çoğaltılması gerekmektedir. Bu derleme sırasında sadece tohumu almak yetmez, bu yerel tohumun üretim bilgilerinin ve bundan nasıl yemek, turşu, kurutma vb. yapıldığı gibi bilgilerin de derlenmesi gerekiyor. Bu işlemin en çok dört beş yılda bitirilmesi lazım. Tohumları saklayan insanlar genellikle çok yaşlıdır ve her gün onlardan bir kısmını kaybediyoruz. Onlarla birlikte bu tohumlar ve bilgiler de yok olmaktadır.

Tohumluk Üretimi

Korumadan sonra yapılacak ilk iş bu tohumların karışmadan ve yozlaşmadan çoğaltılmasıdır. Tohumluk üretmek için geniş bir alan veya birbirinden uzak üretim alanlarına ihtiyaç vardır. Şüphesiz tohumluk değil de sadece üretim yapmak için aynı türden değişik çeşitleri (örneğin farklı biber çeşitlerini) yan yana ekmekte bir sakınca yoktur. Ancak bunlardan tohumluk alıp gelecek yıl kullandığınızda örneğin tatlı diye ektiğiniz biberlerin acı olduğunu da görebilirsiniz. Tohumluk üretmek istiyorsanız bazı kurallara dikkat etmek gereklidir. Her bitkinin çiçek biyolojisi farklıdır. Bazı türlerde döllenme büyük ölçüde aynı çiçek içinde gerçekleşir. Bunlarda karışma çok az olur. Bazı türlerde mesafe izolasyonu dediğimiz uygulamayı yapmak gereklidir. Değişik biber çeşitleri arasına yeterli mesafe bırakarak ekmek gerekmektedir. Aksi takdirde çeşitler birbirine karışacak ve yozlaşacaktır. Bazılarında ise örtülerle, kese kağıtları ile izolasyon yaparak karışmaları engellenmelidir. Bunları bilen mühendis ve kişilerin işe alınması gerekiyor. Böylelikle her ilçe veya büyükşehir belediyesi kendi il veya ilçesindeki yerel çeşitlerin korunmasını sağlamış olacaktır.

Şüphesiz asıl koruma çiftçi elinde olmalıdır. Tohum saklayanların sayısının arttırılması, köy düzeyinde de tohum merkezlerinin kurulması için çaba gösterilmelidir. Köy düzeyindeki tohum merkezleri denilince kuru ve serin bir yerde tohumları saklamak düşünülmelidir. Bu her köyde yeni bir yatırıma gerek duymadan başarılacak bir şeydir. Bu alanda da belediyeler ve sivil toplum kuruluşları etkili olabilir.

Bakanlığın yaptığı tohum ve gen merkezlerine karşı değiliz. Ancak bunlar yetersizdir. Bunlar tohumları dört beş yıl gibi aralıklarla ekerek yeni tohum almaktadır. Bu sürede tohumluğun her türlü değişikliğe karşı geliştirdiği uyum kaçırılmaktadır. Hayat durmamakta her yıl bazı değişiklikler olmaktadır. İklim değişiklikleri, bazı zararlı ve hastalıkların artışı veya yenilerinin gelişi vb. birçok değişiklik oluşmaktadır. Ayrıca bu merkezlerde imkânsızlıktan bu ekimin ve yenilemenin geciktiği durumlarda tohum ölmektedir. Bu merkezlerde görülebilecek elektrik kesilmesi, sel, yangın vb. gibi olaylar her an bütün koleksiyonun kaybı ile sonuçlanabilir. Benzer olaylar büyükşehir ve ilçe belediyelerinin, köylerin ve kişilerin tohum koleksiyonları için geçerlidir. Dolayısıyla değişik düzeylerde merkezler ve koleksiyonlar yararlıdır.

Bundan sonraki aşama isteyen çiftçi ve hobistlere bu tohumları veya fidelerini bedelsiz olarak sağlamaktır. Tohumculuk kanunu nedeniyle yerel tohum ve bunlardan üretilmiş fidelerin satışı ancak sertifikalanması ile mümkündür. Bu yetki şu anda yönetmelik değişikliği ile tamamen bakanlığın yetkisindedir. Belediyelerin yasal olarak yerel tohumları veya fideleri satması mümkün değildir.

19 Ekim 2018’de Resmi Gazetede (sayı: 30570) yayınlanmış olan yerel çeşitlerin kayıt altına alınması, üretilmesi ve pazarlamasına dair yönetmelik[2]  yürürlükten kaldırıldı ve yeni yönetmelik[3]  aynı adla 3 Eylül 2019’da (Resmi Gazete sayı: 30877) yayınlandı.

Yeni yönetmelik daha önce yerel çeşitlerin kayıt altına alınmasında meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleri, yerel idareler ve üniversitelere de tanıdığı başvuru hakkını kaldırarak bu işlevi sadece Tarım ve Orman Bakanlığının araştırma enstitülerine tanıdı. Yerel tohumlukların üretilmesinde daha önce şirketlere de verdiği yetki kaldırılarak bu defa sadece bakanlığa verildi.

Büyükşehir ve İlçe belediyeleri yerel tohum merkezleri kurarak yerel tohumların korunmasında hızla yerini almalıdır. Bu düzeydeki korumada bakanlığa ait tohum ve gen merkezlerinde olduğu gibi çok düşük sıcaklıklarda koruma yapmaya ihtiyaç yoktur. Kuru ve serin yerlerde saklamak yeterlidir. Tohumlar her sene ekilerek, çiftçilere dağıtılarak tekrar tohum alınmalıdır.

Bu merkezler yerel tohumların hastalıklardan ari olması için gereken önlemleri almalıdır. Bunun için ziraat mühendisi ve ziraat teknisyeni istihdam edilmelidir. Hastalıklardan ari tohumlar çiftçilere iletildiğinde onların da bunlardan sağlıklı tohum ve fide elde etmeleri mümkün olacaktır.

Belediyeler yerel tohumların derlenmesi, saf olarak korunması, tohum ve fidelerinin sağlıklı bir şekilde üretilmesi konularında kooperatiflere ve sivil toplum kuruluşlarına olanaklar ve teknik elemanlar sağlayarak onların arazi, sera vb. olanaklarından da yararlanarak işbirliği yapabilirler. Böylelikle daha az kaynak ayırarak daha büyük başarılar daha hızlı bir şekilde elde edilebilir. 

Katılımcı Islah

Buradan sonra da bu merkezlerin yapabilecekleri çok önemli görevler vardır. Bu da katılımcı ıslah ile yerel tohumların daha da geliştirilerek yeni tohumluklar, çeşitler elde edilmesidir. Yerel tohumu savunan bazı kişilerde yerel tohumların bu hâlleri ile mükemmel olduğu, ıslah çalışmalarına gerek olmadığı şeklinde yanlış bir düşünce vardır. Hâlbuki yerel tohumların bin yıllardır çiftçiler tarafından sürekli bir ıslah ve geliştirilme, değişen koşullara uyumlandırma sürecine tabi tutulduğunu biliyoruz. Bugün de bu ihtiyaç vardır. Örneğin İstanbul gibi büyük nüfusa sahip bir metropole sağlıklı, besleyici gıda gönderebilmek için kaçınılmaz olarak taşımaya ihtiyaç vardır. Bu da sadece küçük yerel pazarlar için geliştirilmiş ince kabuklu, yola dayanıksız yerel çeşitlerle sağlanamaz. İster istemez bunların yola dayanıklılık kazanması için ıslaha ihtiyaç vardır. Ayrıca küresel iklim değişikliği nedeniyle yerel çeşitlerin bile kuraklık başta değişen iklim koşullarına veya yayılan hastalık ve zararlılara dayanıklı hale getirilmesi gerekebilir. Besin değerleri açısından da bazı gelişmelere ihtiyaç vardır. Örneğin glisemik indeksi düşük çeltik çeşitleri veya sağlıklı yağ asitlerini daha yüksek düzeyde içeren ayçiçeği çeşitlerini geliştirmek gereklidir. Bu ve benzeri amaçlarla katılımcı bitki ıslahı (participatory plant breeding) çalışmaları   

 Katılımcı araştırma ve katılımcı ıslah (participatory research/ participatory breeding) bilim insanlarının çiftçilerle el ele neler başarabildiğinin güzel örneklerini veriyor. Örneğin Filipinler merkezli Masipag kuruluşu bunlardan biridir. “Food Security and Farmer Empowerment” adlı çalışmalarında katılımcı ıslah ile elde edilen başarılar ortaya konulmuştur. Çiftçi ve bilim insanlarının beraber geliştirdiği çeltik çeşitlerini ekolojik yöntemlerle yetiştiren çiftçilerin dekara verimleri ile endüstriyel tarım  (konvansiyonel tarım) yapanların verimleri arasında istatistiksel yönden farklar önemsiz bulunmuştur. Ancak ekolojik tarım yapan grupta verim yıllara göre düzenli artarken, konvansiyonel grupta düşmektedir. Ekolojik grup kimyasal ilaç, kimyasal gübre, şirket tohumu gibi girdileri kullanmamaktadır. Masraflar daha azdır. Bu nedenle ekolojik grupta net gelirler endüstriyel tarım yapanlardan 1,5 misli yüksek bulunmuştur. Ayrıca ürünleri daha lezzetli ve besin değerleri yüksektir.[4]

Katılımcı bitki ıslahı içinde düşünülen evrimsel bitki ıslahı da başka ufuklar açmaktadır. 2008 yılında İran’ın Kermanşah ve Semnan illerinde beş çiftçi ICARDA araştırma enstitüsünün sağladığı 1600 değişik arpa tipini karışık olarak arazilerine ekerek evrimsel bitki ıslahı (evolutionary plant breeding, kısaca EPB) denilen bir çalışmaya başladılar.[5]

Bu çalışmayı CENESTA denilen kuruluş Dr. Salvatore Ceccarelli desteği ile başlatmıştı. Tohumlar değişik ülkelerden ve modern ıslah materyalinden oluşmuştu. Bunların arasında arpanın vahşi ataları da bulunmaktaydı. Bu tohumlar kendi aralarında tozlaştılar. Bu evrimsel karışım her yıl değişen koşullara daha iyi uyum göstererek gelişti. Benzer bir çalışma ekmeklik buğday ile de yapıldı. Sonuçlar çok başarılı idi. Çiftçilerden biri şöyle diyordu: “Babam bana dedi ki ’80 yıldır çiftçiyim bu yılki kötü iklim koşulları ve bu çok kötü toprağa rağmen bu kadar iyi bir ürün görmedim’” Evrimsel bitki ıslahı karışımları yerel ve geliştirilmiş çeşitlerden olumsuz koşullarda daha iyi verim verdiler. Buğdayda verim ikinci yılda yerel çeşitlerin iki misli oldu. Geliştirilmiş buğday çeşitlerine göre ise verim daha yüksek oldu, ayrıca böcek öldürücüler ve herbisitler (ot öldürücüler) de gerekmiyordu. Evrimsel popülasyonlar ekolojik üretime çok uygundur ve daha düşük maliyetle üretim yapmak mümkün olmaktadır. Evrimsel bitki ıslahı çalışmaları değişik ülkelerde yayılmaktadır.

Şimdi bu sonuçları bir de bizde ve birçok ülkede var olan tohumculuk kanunları açısından değerlendirelim. Tohumculuk kanunu satılabilecek olan tohumlukların çeşit (varyete) olmasını ve bunların “farklı, birörnek ve kararlı” olmalarını öngörmektedir. Farklı olmak başka çeşitlerden bir veya birden fazla başka özelliği ile farklı olmaktır. Birörnek olmak ise ürünün hepsinin standart olması, aynı özelliklere sahip olmasıdır. Kararlı olmak ise takip eden yıllarda tohumun aynı özellikleri korumaya devam etmesidir. Bu popülasyonlar ne farklı, ne bir örnek ne de kararlıdır. Tohumculuk kanunlarına göre bu popülasyonların tohumluğu satılamaz. Bunun için tohumculuk kanunları değişmelidir.[6]    

Evrimsel bitki ıslahının da içinde bulunduğu katılımcı bitki ıslahı çalışmalarını üniversiteler ile Tarım ve Orman Bakanlığından beklememiz gerektiği, bunun belediyeleri aşacağı ileri sürülebilir. Gerek Bakanlıkta gerekse ziraat fakültelerimizde katılımcı bitki ıslahını bilen ve bunu içselleştirmiş kişilere rastlamak olasılığı son derece azdır. Bakanlık genel olarak şirketlerin hâkim olduğu bitki ıslahını benimser. Bakanlık kendi ıslah ettiği çeşitleri özel sektöre devretmektedir. Eğitim görmüş tarım profesyonellerimizin ezici çoğunluğu ne yazık ki tarihsel nedenlerle, çiftçinin de en baştan itibaren ıslah çalışmalarına katılıp eşit düzeyde katkı yapabileceğini düşünemez, hatta bunun kendi profesyonelliklerine bir saldırı olduğunu düşünme eğilimindedir. Bazı bitki ıslahçılarımızın ise, katılımcılıktan anladıkları, proje öncesi çiftçilerle ön görüşmeler yapılması, çeşitler geliştirildikten sonra da adaptasyon denemeleri, çiftçi koşullarında denemeler, hatta sonuç demonstrasyonları yapılması olmaktadır. Dünyada ise bazı şirketler katılımcı ıslahı eğip bükerek kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmeye çalışmaktadırlar.

Ülkemizdeki bu konudaki ilgisizlik, bilgisizlik çölüne rağmen örneğin Filipinler gibi bir ülkede çiftçiler ve bilim insanlarının birlikte çalıştığı başarılı Masipag kuruluşu 1980’lerde oluşmaya başlamış, 1985’lerde ilk projelerini yapmıştır. Kuruluş 30 bin çiftçiye ulaşmıştır. 15 bilim insanı, 70 çeltik ıslahçısı çiftçi, 12 mısır ıslahçısı çiftçi, 100’den fazla eğitici çiftçi ortak amaçlar için çalışmaktadır. Masipag; ıslahçı ve çiftçi katılımıyla 1299, çiftçi tarafından ise 506 çeltik çeşidi ıslah etmiştir. Ayrıca 12 sellere dayanıklı çeşit, 18 kuraklığa dayanıklı çeşit, 20 tuzluluğa dayanıklı çeşit, 24 zararlı ve hastalıklara dayanıklı çeşit ıslah etmiştir. Neresinden bakarsanız çiftçilere ıslahçı olarak önem veren 34 yıllık bir kurumdan söz ediyoruz. Ülkemiz ise bu noktadan hâlâ çok uzaktır.  Böyle bir ihtiyaç sezilmemiştir bile.

Belediyeler iyi organize oldukları takdirde bu alanda başarılı olacak bir örneği başlatabilirler. Zor bir görevdir. Çünkü bu anlayışta bitki ıslahçısı bulmak kolay değildir. Çiftçiler içinde ise anlatıldığında bu işe hemen başlamaya hazır olacak kişiler bulmak çok zor olmayacaktır. Belediyeler bu konuda kooperatifler, sivil toplum kuruluşları ile de işbirliği yapabilir.

Bu düşüncelere rağmen, belediyelerden özellikle katılımcı ıslah konusunda bu beklentiler çok gerçekçi olmayabilir. Belediyeler de bakanlık gibi bu görevi kavrayamayabilir. Doğrusu bu görev öncelikle köylülerin, çiftçilerin ve tüketicilerin örgütleri ile resmi kurumlardan bağımsız çalışabilecek bitki ıslahçılarına düşen bir görevdir. Belediyelerin bu anlayışa gelemeyebileceklerinin baştan kabul edilmesi daha gerçekçi olabilir. Eğer bu amacı kabul edebilecek bir veya daha fazla belediye çıkarsa bu şüphesiz daha hızlı yol almaya yarayacaktır.    

 

Sonuç    

Büyükşehir ve ilçe belediyeleri yerel tohumun ve bununla ilgili tarımsal bilgilerin ve yemek kültürünün korunması, yayılması, çiftçi ve hobistlere yeterli ve sağlıklı tohum ve fide sağlanması, katılımcı ıslah çalışmaları konusunda etkili olabilirler. Bugüne kadar tohum takas şenlikleri bu konuda farkındalık yaratmak ve yerel tohumlukların korunması konusunda çaba gösterdiler. Seferihisar Belediyesi, Muğla ve Çanakkale Büyükşehir Belediyeleri yerel tohum merkezleri kurarak yerel tohumların korunması ve üretilmesi konusunda da çabalar gösterdiler. Ancak bunlar artık yeterli değil. Her belediye tohum merkezi kurarak ülke düzeyinde bu çabalara katılmalı.

Çoğu kadın ve yaşlı köylülerce yerel tohumlar korunmaya devam ediyor. Ancak yaşlıları kaybettiğimizde bu tohumlar da kayboluyor. Bu nedenle bu merkezler bir an önce kurulmalı ve köylülerin elindeki bu tohumlar korunmaya alınmalı. Merkezlerde ziraat mühendisleri ve teknisyenleri istihdam edilerek çalışmaların bilinçli sürdürülmesi sağlanmalıdır. Bu merkezler bitki sağlığını da dikkate alarak üretecekleri tohum ve fideleri çiftçilere ileterek agroekolojik üretime büyük bir destek verebilirler.

Bu merkezlerin başlatabileceği diğer bir konu da katılımcı bitki ıslahıdır. Çiftçinin en başından itibaren profesyonel bitki ıslahçıları ile birlikte çalıştığı katılımcı bitki ıslahı çalışmalarında dünyada başarılı örnekler vardır. Verim, besin değeri, lezzet, zararlı ve hastalıklara dayanıklılık konularında şirket çeşitlerinden daha üstün sonuçlar alınmıştır. Ziraat fakülteleri ile Tarım ve Orman Bakanlığı bitki ıslahçılarının katılımcı bitki ıslahı konusunda bilgileri çok yetersizdir. Köylülerin ıslah çalışmalarının en başından itibaren eşit koşullarda bitki ıslahında görev aldığı katılımcı ıslah yaklaşımı profesyoneller tarafından genellikle olumlu karşılanmamaktadır. Şirketlerin elinde yürütülen ve hegemonya yaratmaya yönelik ıslah yaklaşımının taraftarları bütün dünyada katılımcı ıslaha ya olumlu bakmamakta ya da onu kendi çıkarları doğrultusunda eğip bükerek manipüle etmeye çalışmaktadırlar. Katılımcı ıslah çalışmalarında verim, lezzet, besleyicilik, zararlı ve hastalıklara dayanıklılık, olumsuz çevre koşullarına uyum konusunda dünyada büyük başarılar elde edilmektedir. Örneğin Filipinler’deki Masipag kuruluşu bitki ıslahçıları ve köylüler arasında verimli bir işbirliğini kırk yıl önce kurabilmiştir. Bu olumlu gelişmeler ülkemize hiç uğramamıştır. Belediyeler bu çalışmaların başlamasında önderlik edebilir.   

  Ancak katılımcı bitki ıslahının öncelikle köylülerin, çiftçilerin ve tüketicilerin örgütleri ile resmi kurumlardan bağımsız çalışabilecek bitki ıslahçılarına düşen bir görev olduğunu unutmamak da yararlıdır. Belediyelerin desteği gerçekleşirse daha hızlı yol almak mümkün olacaktır.

[1] Miguel A. Altieri- İklim Direnci ve Gıda Egemenliği için Agroekolojiyi Büyütmek, Utube, https://www.youtube.com/watch?v=4eJIu7SJVF8&t=1371s

[2] http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/10/20181019-2.htm

[3]https://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=7.5.33763&MevzuatIliski=0&sourceXmlSearch=yerel%20%C3%A7e%C5%9Fit

[4] Masipag, (2009) Food Security and Farmer Empowerment,

Downloads

[5] (https://www.ileia.org/wp-content/uploads/2017/02/30_1_Agrobiodiversity.pdf)

[6] http://orgprints.org/6749/1/PhillipsandWolfe%5B2%5D_Lit_review.pdf

http://orgprints.org/22440/1/EvoBreeding-Proceedings.2013.pdf

WebGörsel-BaskaBirKoyluluk