En Yeniler
Blog

Permakültür Hakkında
David Holmgren
Genellikle 'havalı' bir organik bahçecilik biçimi olarak görülen permakültür, evrensel etik ve ekolojik tasarım ilkelerine dayalı, dayanıklı yaşam ve arazi kullanımı için bir tasarım sistemi olarak daha iyi tanımlanabilir. Permakültürün temel odağı bahçecilik, tarım, hayvancılık ve ormancılığın yeniden tasarlanması olsa da aynı etik ve ilkeler binaların, aletlerin ve teknolojinin tasarımına da uygulanabilir.
Bahçelerimizde ve evlerimizde permakültür etiği ve prensiplerini uygulamak, kaçınılmaz olarak yaşam biçimlerimizi yerel kaynaklar ve sınırlılıklarla daha uyumlu hale getirecek şekilde yeniden tasarlamamıza yol açar.

“Tek Başınalık”ta Direnmek Üzerine Bir Kitap: Yarabıçak
Yazan: Narin Çelik
Yarabıçak, “Beni beğendin mi?” diye sormaz okura. “Dayanabiliyor musun? Yeterli sabrın, kararlılığın ve çalışkanlığın var mı?” diye sorar.
Ömer Faruk’un Yarabıçak adlı eseri, politik bir metin olmanın yanı sıra dil ve düşünceyi de dikkate alarak oluşturulmuş bir eylem kitabıdır. Bu eylem, salt bireysel bir ifade ya da estetik bir deneme değil, içinden geçtiğimiz toplumsal, politik ve kültürel düzlemlere karşı da yöneltilmiş bir karşı hamledir. Öyle ki Hegel’in “köle-efendi” gerilimini dikkate alan ama ondan da taşan yeni bir gerilim inşa etmeyi bile başarır: “Yara” ve “bıçak”.
“Yara” ve “bıçak” kelimelerini iç içe geçiren ismiyle Yarabıçak, okuru edilgin bir alımlayıcı olmaktan çıkarır; onu kendi iç çatışmalarının, yaralarının ve başkalarını yaralama becerilerinin tanığı olmaya çağırır. Ama bu çağrı salt bir ifade değil, bir eylemlilik önerisidir: Kendi bıçak olma boyutuyla yüzleşmeyi, kanayan yerini inkâr etmemeyi, başkalarının yarasını da kendi yarasının aynasında görmeyi talep eden bir çağrı.

Cinsiyetçiliğin Kültürel Tarihi
Cinsiyetçiliğin Kültürel Tarihi
Yazan: Verena Kettner
Türkçesi: Zeynep Zülal Durmaz
Susan Arndt'ın kitabını okumak son derece üzücü ama aynı zamanda cinsiyetçiliği tamamen ortadan kaldırmak istemenize neden oluyor.
“Hayatım beni bu kitaba hazırladı,” yazıyor Susan Arndt. Giriş bölümü, kendisinin de yaşadığı cinsiyetçi deneyimlerle başlıyor. Bunlar tüm kadınların bildiği deneyimler: şehvet düşkünü erkekler, tacizci erkekler, çocukluktan itibaren cinsiyetçi rol beklentileri. Arndt, Batı kültüründeki cinsiyetçiliğin tarihini bilimsel bir titizlikle ele alsa da, okuyucular kitaba çok çeşitli duygularla giriyorlar. Bu belki de kitabın ilk dersi: cinsiyetçiliğin kapsamlı bir düşünce ve tahakküm sistemi olarak nasıl işlediğini anlamak isteyen herkes, onu hem rasyonel hem de duygusal tüm düzeylerde anlamalıdır. Baskı sistemlerine tarafsız bir bakış açısı yoktur; bu nedenle kişisel deneyimler ve düşünceler bölümlere nüfuz eder. Yazar, cinsiyetçiliğin temellerini kökten ve kalıcı olarak sarsma amacını gizlemiyor.









































