Mülteci Bir Kader – İlknur Demir

}

12.31.2021

 

Aynı topluluğa sahip olan insanların birbirlerine ait olduğu, kaderlerinin ortak yazıldığı ve bu kader birliğini sonsuza kadar taşımanın gerektiği düşüncesi ‘’biz’’ kavramını, bu kavramın içine giremeyen farklı millet, farklı din, farklı etnik kimlik hatta farklı cinsiyettekiler de ötekileri oluşturur. Ötekilerin yaşadığı acılar, haksızlıklar karşısında kendi payımızı hiçe sayarak yaşanılanları yok saydıkça da biz ve ötekiler arasındaki uçurum derinleşir.

Bizden olanı ötekinin gazabından kurtarmak için yeri geldiğinde canımız pahasına kahramanlıklar yapabilirken, çoğu zaman ise bizden olanın ötekine ettiklerini görmemezliğe gelebiliriz. Kendimize ait olanı korumak pahasına ötekinin katledilmesinin, soykırıma uğramasının, işkence görmesinin gerekliliğine kendimizi inandırabiliriz. Ait olduğumuz topluluğun kurallarıdır önemli olan. Bu nedenle, ötekinin yok edilmesi gerektiğine inanır, vicdanımızı kendimizce haklı gerekçelerle susturabiliriz.

Günlük hayatlarında oldukça sevecen, yardımsever insancıl olarak nitelenebilecek olan ‘’ben,’’ zaman zaman ötekiyle aynı çizgide buluşabilirken ‘’ben’’in, ‘’biz’’e dönüştüğü anda ötekilere karşı ortak bir kinin içinde bulur kendini. Biz tarafından onaylandıkça katliamlara ve caniliklere karşı sessizleşir. Çünkü kendini ait hissettiği biz, aslında sadece kendi toplumunun ayakta kalabilmesi için bu eylemlerde bulunuyordur.

Peki ya öteki. Öteki olarak adlandırılan da başka bir ‘’biz’’in parçası değil midir? Ötekinin penceresinden baktığımızda, diğer ‘’biz’’in, kendi topluluğuna yaptığı acımasızlıkları, canilikleri affedebilir mi? Biz kalabalıklaştıkça canilik ne kadar artarsa, ötekinin kalabalıklığında da affedicilik azalacaktır.

Hafıza acıdan çok kini akılda tutuyor. Yoksa nesiller boyu süregelen ötekileştirmenin izahı nasıl yapılabilirdi? Affan Fatih Öztürk’ün ‘’Levanna’nın Gülleri’’ adlı romanı, zaman ve mekân değişse de sevgi ve umudun gerek dinin, gerek sistemin gerekse öğrenilmiş çaresizliklerin kinden örülmüş duvarlara nasıl tosladığını anlatan bir ilk roman. Farklı coğrafyalarda yaşayan üç neslin romanı da diyebiliriz Levanna’nın Gülleri için. Üç farklı bölgede, üç farklı zamanda, günümüz Amerikasındaki bir balıkhanede kapitalizmi, Auschwitz Nazi Kampı’nda Yahudilerin ve Halep Hapishaneleri’nde yerel halkın karşılaştığı soykırımın temelinde yatan faşizmi okuyoruz yazarın kendine has üslubu ile.

Romanın ana kahramanı yirmi beş yaşındaki Amin Andy White’dir. ABD’ye göçmüş Suriyeli bir baba ile sanat tarihi öğrencisi bir annenin çocukları olarak dünyaya gelmiştir. Önce babası sonra annesi tarafından terk edilen Amin’i teyzesi büyütür. Teyzesinin ölümünden sonra elinde kalan son değeri de kaybeden Amin’in dünü ve bugünüdür anlatılan. Genellikle tanrı anlatıcının gözünden, zaman zaman geri dönüş tekniği ile yer yer bilinç akışı, yer yer de büyülü gerçekçilikle yazılan roman, ilginç bir olay örgüsüne sahip.

Amin Andy White bir dergiye, ‘’Deli Yakov ve Parşömeni’’ başlığıyla yazılar yazmaktadır. Bu yazılarda ele alınan boşluk, ölüm, hafıza, hatıra, ötekileştirme gibi temalar, romanın da temalarını oluşturmaktadır. Kimdir, Deli Yakov? Romanın bir karakteri değildir ama romana yön veren, romanın içinden geçen bir yolcudur. Okura çözmesi için yazarın hazırladığı bir bulmacadır. Köklerini arayan insanların, bu köklere ulaştığında düşeceği boşluğun Deli Yakov’un dilinden anlatıldığı bölümlerde yazarın kullandığı dil oldukça etkileyici.

‘‘Söylesene bize Deli Yakov, nedir boşluk?’’

Maddenin ölçülebilen en küçük biriminden, kâinattaki gözlemlenebilen en uzak devrana kadar her şey birbiri içerisine geçmiş zincirlerdir ve yine birbirine kenetlenmiştir. Boşluğa yeri olmayan evrenin ta kendisidir boşluk. Beyinlerimiz içinde biriktirdiğimiz çöplüğün fosilleşme sürecidir. Acı çeken gözlere bakamamaktır. Gözlerini reddedenler için yalnızca karanlık bir boşluktur evren, altı boş örtülerdir okyanuslar. Düşünceleri örümcek ağlarıyla örülmüş zihinlerin alttakileri yok etme geleneğidir.‘’

Yakov Cugaşvili, aslında Nazi Kampının gerçek duvarları arasında, babası tarafından idealleri uğruna terk edilen genç bir delikanlıdır. Dikenli tellerden kaçış yolunu ararken delirdiği o anda, tam o anda çıkaramadığı ses Amin Andy White’in yazılarında dile gelir. Yazar, kurgusal bir karakter olan Amin’in dilinden Auschwitz Kampı’nda ölen gerçek yaşamda var olmuş Yakov’un duygu ve düşüncelerini dile getirir bu parşömenlerde. Kökleri Halep’e kadar uzanan Amin’in hikâyesinde, baba ve oğul arasındaki sırlar, yaşanamamışlıklar, babanın gözünden oğlun herkesleşmesi, oğlun penceresinden bakıldığında ise babanın bencilliği ve ruhunu özgürleştirmek adına oğlu feda edişi, gerçek ve kurgunun karışımı ile harmanlanmıştır,

Söylesene bize Deli Yakov, nedir boşluk?”

Size yalvardılar. Salyalarını akıta akıta ağladılar gözlerinizin önünde. Yalvardılar size. Size durun, dediler. Durun ve nefeslenin, dediler. Sakinleşin. Hırslanmayın. Öfkelenmeyin. Korkmayın, dediler. Gerçekleşmedi henüz kutsal kavimlerin toplu intiharı. Ve sizler bunu o kadar iyi biliyordunuz ki. Ama yine de durmadınız. Hiç durmadınız. Hiç durmamıştınız. Hiç durmayacaksınız. Size durun, dediler. Yalvardılar. Hatırlamadınız olanları. Hatırlamamıştınız. Hatırlamayacaksınız. Çünkü size “Durun!” diyenleri öldürdünüz. Teker teker, yıl yıl. Hep aynı şeyi yaptınız ve sonra sildiniz camların evlat edindiği buğuyu. Yok ettiniz size “Durun!” diyenleri. Gırtlaklarını kör bıçaklarla kesip, derilerini yüzdünüz. Atların arkasına bağlayıp sürüklediniz onları sokak sokak, şehir şehir, ülke ülke. Size, “N’olur durun!” diyen kim varsa ayak bileklerine kalın kitaplar bağlayıp okyanuslara attınız. Mağaraların yüzüne yüzükoyun zincirlediniz onları. Önce küçük ve büyük dillerini çeke çeke kopardınız. Sonra dudaklarını birbirine diktiniz onların sımsıkı. Size “Durun!” diyen hiç kimseyi sevmediniz. Siz gerçekten hiç sevmediniz ki.’’

Romanda, sadece Yakov’un değil, Auschwitz Nazi Kampı’nda mahkûm edilmiş-gerçek hayatta da yaşamış- sanatçıların kurgulanmış hikâyelerine de ışık tutulur. Toplama kampında işkencelerle öldürülen dokuz sanatçı, Affan Fatih Öztürk’ün romanında yaşamaktadırlar. Kurgusal metinlerin belki de en güzel yanıdır karakterlerinin ölümsüzlüğü. Romanda, toplama kampından, yürekli bir kadının Leah’ın önderliğinde kurtulan, dokuz sanatçının hikâyesinin anlatıldığı bölümlerin bir kısmı büyülü gerçekçilikle yazılmış. Leah ikinci dünya savaşının tanığı, toplama kampında esir olan dokuz sanatçının hayatını kurtarabilmek için tehlikeye atılmaktan korkmayan güçlü ve âşık bir kadındır.

Yazar metnini 1940 lardan günümüze kadar bir zaman dilimini kapsayan üç aşk hikâyesinin temellerine oturtmuş gibi görünse de, dünyanın farklı bölgelerinde, farklı zamanlarda yaşanan tarihin derinliklerine gömülmeyi başara-ma-mış, nesiller boyunca etkilerinin sürdüğü, dünyanın değişmez kaderi olan insanlık dışı olaylar üzerine kurgulamış. Savaş öncesi Halep’in sokaklarında dolaşan Amin, günümüz Halep’inden çok farklı bir atmosfer yaratıyor okurun zihninde. Savaşı, ötekileştirmeyi, insanın acımasızlığını resmediyor.

‘’Amin’le birlikte şehir de değişiyordu. Geçtiği her caddeden sonra şehir geçmişe biraz daha yaslanıyor, mimarisi göz alıcı bir görünüme ulaşıyor ve içinde daldığı sokaklar Amin’i tarihin kalbine, ona bambaşka hikayeler anlatan bir gizeme doğru sürüklüyordu.’’

Romanın gerek ana, gerek yan, gerekse tip karakterleri, bir amacı olan kendi dünyalarında doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılır bir değerin peşinde koşan karakterler. Bir karakter hariç. Romana adını veren Levanna. Edebiyat fakültesinde bir asistan olan Levanna, Amerika’da yaşayan Yahudi bir ailenin, güzel, zeki ama büyükannesi Leah’ın tersine pasif hareket alanının dışına çıkamayan kızıdır. Kendini aşamayan, prangalardan kurtulamayan –belki de öğrenilmiş çaresizliğinin bile farkında olmayan- bir karakter. Hem ailesinin, hem âşık olduğu Amin’in gözbebeği Levanna.

19.y.y romanlarında karakterlerin ön planda olduğunu görürüz. Kahramanın dönüşüm yolculuğudur bu romanlar. Dönüşüme uğrayan karakter de genellikle romana adını verir. Günümüzün genç yazarlarından Affan Fatih Öztürk’ün karakter yoğun olarak yazdığı Levanna’nın Gülleri’ne, romanın dönüşüme uğrayan kahramanı Amin’in değil, pasif karakter Levanna’nın adını vermesi kitabın ana teması olan toplumun değişmezliğini göstermek adına yazar tarafından kullanılan bir ironi.

Amin Andy White’in hayatı bir döngü idi. Kahramanın sonsuz yolculuğu idi. İnkâr, bunalım, reddediş ve kabullenme sarmalında dönen bir hayat. Kimliğini arayan bir yolcuydu bu karakter.

‘’Hangi gamsız ve zevkperest kişiliğin dikkatini çekerdi ölülere edilen itiraflar? Tüm toprağını yemek istediği o mezarın içine kaç hayat sığdırdıklarından haberleri olmuş muydu mezhepsiz mezar kazıcılarının? Kaç anne? Kaç baba? Kaç oğul? Kaç kız?’’

Bir çocuğun onu terk eden anne ve babasının karakteristik özellikleri, yakınları tarafından ona anlatılanlarla şekillenir. Amin’de ebeveynlerine, teyzesinin anlattıkları ile bir karakter yaratmış, o yarattığı karakterlerle kendi hatıralarını oluşturmuş, güçsüzlüğünün, zayıflığının sebebini bu terk edişle özdeşleştirmiştir. Her şeyin sebebidir onu terk eden anne babası. Ya gerçekler öyle değilse?

‘’Amin anlamıştı artık babasını şekillendirmeye çalışmaktan vazgeçmesi gerektiğini. Hatırlamaya çalışmamalıydı onu. Bir el, bir yüz, bir gülümseyiş hayal etmemeliydi. Bir vahiy değildi bu elbette, olsa olsa bir keşifti.‘’

Olağanüstü bir istikrarla, yıllar içinde aynı kalan, bildiğimiz bir hikâye aslında ötekileştirme. Ama edebi metinlerin gücü de burada saklı. ‘’Bilineni, yazara özgü biçemle anlatmak.’’ Gerek olay örgüsü, gerek yazarın yarattığı güçlü karakterler ve okuru romanın atmosferinin içine alan diliyle etkileyici bir ilk kitap olan Levanna’nın Gülleri, altı bölümden oluşuyor. Her bölüm dünyanın farklı coğrafyalarında ve farklı zaman dilimlerinde yaşamış kadın şairlerin şiirleriyle açılıyor. Yine kitabın bazı bölümlerinde henüz Türkçeye çevrilmemiş şairlerin şiirlerini, Affan Fatih Öztürk’ün çevirisi ile okuyoruz. Son söz olarak teknik bir eleştiri getirmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Metin boyunca karşılaştığımız editoryal hataların ve yanlış yazılmış kelimelerin okurun okuma keyfini bozabileceği gerçeğini ikinci baskıda yayınevinin göz ardı etmeyeceğini umuyorum.

 


Yazan: İlknur Demir

*Edebiyat Gazetesi, www.edebiyatgazetesi.org, 1. Sayı

Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

ÖNE ÇIKANLAR

Dİğer Yazılar

Lö Aşk: Delilerin aşkı mı aşkın deliliği mi?

Dada Kitap, yayınevimizden çıkan Enki imzalı “Lö Aşk Bambaşka Bir Aşk” isimli kitaba ilişkin bir kritik kaleme aldı. Yazıyı sizlerle paylaşıyoruz. Yeni İnsan Yayınevi, edebiyat kitaplığına Enki’nin “Lö Aşk Bambaşka Bir Aşk” isimli kitabını ekledi. Uzman klinik...

daha fazla bilgi edinin

Bİlgİ Almak İÇİN

İLETİŞİME GEÇİN

BİZİ TAKİP EDİN

Yorumlar

0 Yorum

Dİğer YAzılar

Lö Aşk: Delilerin aşkı mı aşkın deliliği mi?

Lö Aşk: Delilerin aşkı mı aşkın deliliği mi?

Dada Kitap, yayınevimizden çıkan Enki imzalı “Lö Aşk Bambaşka Bir Aşk” isimli kitaba ilişkin bir kritik kaleme aldı. Yazıyı sizlerle paylaşıyoruz. Yeni İnsan Yayınevi, edebiyat kitaplığına Enki’nin “Lö Aşk Bambaşka Bir Aşk” isimli kitabını ekledi. Uzman klinik...

daha fazla bilgi edinin
Sepet1
Bay Lüle’nin Orman Gözleri
-
+
Ara Toplam
 112,00
Toplam Tutar
 112,00
İlginizi çekebilir…
kitaplar   2025 04 21T191731.297
Orijinal fiyat: ₺ 240,00.Şu andaki fiyat: ₺ 180,00.
kitaplar   2025 09 26T152221.108
Orijinal fiyat: ₺ 225,00.Şu andaki fiyat: ₺ 168,75.
kitaplar   2025 03 24T221121.141
Orijinal fiyat: ₺ 235,00.Şu andaki fiyat: ₺ 176,25.
urundetay22 9
Orijinal fiyat: ₺ 140,00.Şu andaki fiyat: ₺ 105,00.
Alışverişe Devam Et
1