Gayrimenkul Tüccarı ya da Kiralık Silahşor Olarak Devlet Adamı

}

03.18.2026

Yazan: Ömer Faruk

Trump bir istisna değil sonuç, niteliksiz niceliğin sabırlı ve kararlı uzun yürüyüşünün vardığı en son, en etkili ve en yıkıcı duraktır.

Donald Trump ikinci kez seçildiğinde çok fazla şaşıran oldu; oysa asıl şaşılması gereken seçilmesi değil, bu sonucu “istisna sayma” eğiliminde olanlardır. Çünkü geldiğimiz yer, “niteliksiz nicelik”in inkâr edilemeyecek bir netlik ve katılıktaki mutlak hegemonyasıdır. Bu hegemonya ise bir sabah uyandığımızda ansızın doğmamıştır; yüzyıllar boyunca birikerek ve yoğunlaşarak bugüne taşınmıştır. Bu birikimin de iki büyük taşıyıcısı vardır: İnsanlığın aşağıdan yukarıya en kitlesel, en hegemonik, en disiplinli ve en yaygın örgütlenme biçimi olan din ile, yine aşağıdan yukarıya hırsları, açgözlülükleri, merhametsizlikleri dolaşıma sokarak ve aksamadan işlemesini sağlayarak küresel bir ağ kuran kapitalizm.

Din, insanlığın aynı hikâyeye bağlanma ve tasarlanmayı benimseme isteğinin tezahürüdür: Aynı kıbleye dönen, aynı kitabı okuyan, aynı duaları tekrar eden, aynı öte dünya tasavvuruna inanan kalabalıkların birbirlerini alkışlayarak, sarılarak ve kutsayarak örgütlenmesidir. Bu, insanlık tarihindeki ilk büyük nicelik hareketlenmesidir: Tek tek bireylerin anlam arayışı, büyük bir cemaat formunda toplanır. Kapitalizm ise bu formu seküler bir düzlemde yeniden üretir: Tek tek hırslar, tek tek açgözlülükler, tek tek merhametsizlikler küresel bir piyasanın içinde eşzamanlı olarak dolaşıma girer. Din umutlu bir gelecek beklentisine, kapitalizm tüm tüketim mallarına erişim ve her şeyin alınıp satılabilir olma isteğine cevap verir. Din geleceği vaat eder; kapitalizm piyasayı her kişi için ulaşılabilir kılar: İkisi de paralel akar, ikisi de çoğalmak ister, ikisi de niceliği kutsar, ikisi de kendi ürettikleri niceliğe tapar, ikisi de “niteliksiz nicelik” bayrağını yükseklerde dalgalandırır, ikisi de niteliksiz nicelik uğruna ölür ve uğruna öldürür. Böylece, “tapınılanın tapınanı teslim alması” gibi tüm insanlık tarihinin merkezine oturan bir sorun/konum inşa edilmiş olur.

Bu süreçte nitelik yavaş yavaş geri çekilir: Hakikat yerini inanca, erdem yerini sayısal başarıya, haysiyet (= özsaygı) yerini verimliliğe bırakır. Kalabalık büyüdükçe içerik zayıflar. Çünkü kalabalığı bir arada tutan şey derinlik değil, tekrardır: Ritüel, reklam, slogan, dua, … olarak tekrar. İnsan, tekrarın kofluğuna ve güvenliğine sığınır: Tekrar edilen şey doğruymuş gibi görünür çünkü. Çok olan, güçlü sayılır; güçlü olan, haklı kabul edilir; haklı olmak norm olarak benimsendikten sonra ise her şey mübahtır. Ardından, niteliksiz niceliği seçmiş olanların el koyma, kan akıtma, yağma, aşağılama ve yok etme iştahının doyması gelir.

Cengiz Han bu niceliği askeri disiplinle örgütler: Atlı birliklerin hızı ve çok olmanın getirdiği psikolojik üstünlük, fethedilen toprakların genişliği ile birleşince bir kendinden geçme hali yaşanır. Nicelik burada çıplak güçtür: Böylece dünya, öngörülebilir ve ele geçirilebilir hale getirilir. Ardından Adolf Hitler gelir; niceliği ideolojik bir arınmaya ve safları sıklaştırmaya dönüştürür. Miting alanlarını dolduran kalabalıklar, tek bir beden gibi hareket eder: Sayı, biyolojik ve ulusal saflık iddiasıyla birleşir. Çok olan yalnızca güçlü değil, aynı zamanda “haklı”, “üstün” ve “seçilmiş” sayılır: Nicelik, kendi niteliğini edinerek nitelik olarak söz almaya başlar. Kalabalıkların niteliksiz niceliği tam da budur.

Her kalabalığın nicelik oranı o kalabalığın çokluğuna bağlıdır.

Kalabalık çoğaldıkça, o kalabalığın nitelik oranı da düşer.

Trump ise niceliği piyasanın taleplerini dikkate alarak ve piyasa estetiğiyle yeniden üretir. Burada atların ve tankların yerini ekranlar ve manşetler, üniformaların yerini logolar ve vinyetler, kutsal kitapların yerini hesap ekstreleri, göklerde dalgalanan bayrakların yerini kredi kartları, devasa meydanların yerini sayısal tahakküm alır. Pan-kapitalizm dediğimiz şey tam da budur: Dünya çapında aksamadan işleyen, her şeyin alınıp satıldığı, alınıp satılmanın önünde hiçbir engelin kalmadığı, bu alınıp satılmayı her seçimde tekrar ve tekrar seçenlerin onayladığı bir sayı ve piyasa rejimi: Çünkü, “Kapitalizmin kökü para değil para aşkıdır.”[1] 

Sermaye, veri, imaj ve oy aynı mantıkla sayılır: Hepsi ölçülür, hepsi karşılaştırılır, hepsi performansa indirgenir. Sayı, hakikatin ölçüsü haline gelir: Reyting, oy oranı, takipçi sayısı, … Hepsi aynı dili konuşur.

Niteliksiz niceliğin en etkili temsilcisi Trump’ın ikinci kez seçilmesi bu birikimin siyasi cisimleşmesinin sembolik ifadesinden başka bir şey değildir. Bu yüzden Trump bir istisna değil sonuç, niteliksiz niceliğin sabırlı ve kararlı uzun yürüyüşünün vardığı en son, en etkili ve en yıkıcı duraktır.

Bu son noktada insana dair bir niteliksel krizden de söz etmek kaçınılmazdır. Çünkü her insan kendi adına konuşmaktan vazgeçtiğinde, çoğunluk içinde erimeye de razı olur. Din ona aşkın bir anlam sunar; kapitalizm içkin bir sayısal başarı ölçütü verir. İkisi birleştiğinde insan hem tanrısala bağlanır hem de piyasaya: Bu bağlanış, onu kendisinden uzaklaştırır. İnanç kalabalıkla doğrulanır; başarı sayıyla ölçülür. İnsan, nitelik potansiyelini nicelikle takas eder.

Pan-insanlık dediğimiz şey tam da burada, “kendi adına konuşmak yerine, adına konuşulmasına razı olma ve niteliksiz nicelik örgütlenmesi” olarak zuhur eder. Kalabalığın parçası olmak güven verir; çoğunlukta olmak haklı hissettirir çünkü. Fakat çoğunluk, nitelik üretmez; yalnızca büyür: Büyüdükçe de siyasi ağırlığı artarak siyasal olanın merkezine çöker. Sonunda lider, kalabalığın aynası olur. Kalabalık lideri seçer; lider kalabalığı çoğaltır. Kalabalık lideri, lider kalabalığı döller; her ikisi de birbirini doğurur. Doğan: “Müteşebbis+hissedar+müşteri”dir. Bir sonraki aşama ise “müteşebbis+hissedar+müşteri” ile “müteşebbis+hissedar+müşteri”nin çiftleşmesinden doğan yeni bir canlı türüdür.

“Niteliksiz nicelik” böylece mutlaklaşır. Din kutsar ve dokunulmazlaştırır; kapitalizm de ulaşılabilirliğini sağlamak için piyasayı organize eder. İkisi birlikte insanı büyük bir sayının parçasına dönüştürür. İnsan artık tekil bir özne değil, istatistiksel bir veridir. Oy pusulasında bir işaret, piyasada bir tüketici, ekranda bir izlenme oranı, kimlik kartında bir sayıdır.

Trump bu düzenin en görünür simgesidir; fakat mesele salt ondan ibaret değildir. O gider, başka biri gelir. Çünkü kriz bir lider krizi değil, nitelik krizidir. İnsan, kendisini sayı olarak tanımladığı sürece bu kriz sürer. Sayı büyüdükçe gurur artar, derinlik azalır; gürültü artar, sevgilinin kulağına fısıldananlar azalır.

Mesele burada berraklaşır: Bu kriz yalnızca siyasal ya da ekonomik değil, aynı zamanda, insanlığa dair bir krizdir. İnsanın kendisini hükmedilemez kılmasının tek yolu, kendisine kendisinin hükmetmesidir çünkü. Kendisine kendisi hükmetmeyen her insan, dışarıdan gelen her tasarıma açık hale gelir. Kendi iradesini kullanmak istemeyen özne, başkasının iradesine razı olur. Başkasının iradesine razı olan her kişi niteliksiz nicelik toplamına bir sayı olarak kayıt olur: Böylece, bir damla bir damla daha iki damla eder.

Peki ne oldu da insan bu eşiği geçti? Ne oldu da kendisine kendisi hükmetmekten vazgeçti? Belki de özgürlüğün sorumluluğu ve ağırlığını üstlenmek istemedi. Kendi kararının sorumluluğunu taşımak, belirsizliğe katlanmak, yanılma ihtimalini göze almak, riske girmek, gerektiğinde bedel ödemek zordur çünkü. Din, bu yükü aşkın bir iradeye devreder; kapitalizm ise hesaplanabilir bir başarı ölçüsüne. Böylece insan, öngörülemez ve ele geçirilemez olmanın riskine girmektense; güven veren bir tasarımın, riske girmemenin, bedel ödememenin, öngörülebilir ve ele geçirilebilir olmanın boş ve kof rehavetine yerleşir.

Din ile kapitalizm arasındaki ortaklık tam da bu noktada görünür olur: İkisi de “insan tasarlar” ve bu tasarımı sabırlı, kararlı, dikkatli ve özenli bir biçimde gerçekleştirir. Biri ilahi bir tasarım sunar, diğeri piyasanın sayılabilir ve ulaşılabilir vaatlerini. İnsan ise “tasarlanan” olmayı kabul ederek, kaderin ya da piyasanın çerçevelemelerine razı olur. Razı olarak, kendisine hükmetmekten vazgeçer. Kendisine hükmetmekten vazgeçerek bir sayı ya da niteliksiz nicelik olmaya doğru giden yolu adımlar.

İnsan kendisine hükmetmekten vazgeçtiğinde, hükmedilebilir hale de gelir: Hükmedilebilir olan, aynı zamanda, çoğaltılabilir de olandır. Çoğaltılabilir olan ise hep daha fazla, daha fazla, daha fazla niceliğe doğru kulaç atar. Böylece nitelik kaygısı, yerini sayısal birimlere bırakır. Bu dönüşüm, Cengiz Han’ın askeri disiplininde, Hitler’in ideolojik kitlelerinde ve Trump’ın piyasa estetiğinde farklı biçimlerde görünür; fakat özünde aynı vazgeçiş yatar: Kendi adına konuşma çabasından ya da haysiyetinden (= özsaygısından) vazgeçme.

İkinci kırılma noktası tam da burada netleşir. Nitelik, esas olarak kişinin kendisinin kendisine karşı eylemidir çünkü: Ya “iç savaş ve yaratıcı iç yıkım” ya da “dış savaş ve yaratıcı dış yıkım” tercih edilecektir. İnsan, eski benini yıkma cesaretini göstermezse, yönünü kaçınılmaz olarak dışarıya çevirir. İçeride yıkamadığını dışarıda yıkmaya kalkar. Böylece niteliksel dönüşümün yerini niceliksel çatışma alır.

İç savaş, kişinin kendisine karşı kendisinin açtığı savaştır: Bu savaşta düşman alışkanlıktır, konfordur, bedel ödemek istememektir, tekrarın risk içermeyen güvenliğidir. Yaratıcı iç yıkım, eski benin tasfiyesiyle yeni bir benin inşasını mümkün kılar: Bu süreç sessizdir, görünmezdir, kalabalık üretmez; ama nitelik üretir.

Dış savaş ise kalabalığın tercihidir: Çoğunluk, kendi içindeki biriken sorunları görmek ve çözmek yerine onu dışarıya yansıtır. Yaratıcı dış yıkım diye adlandırılan şey, çoğu zaman içerideki çözülmemiş sorunların dışarıya aktarılmasıdır: Fetih, tasfiye, yağma, tasarım, yeniden düzenleme… Bunlar içsel dönüşümün ertelenmiş biçimleridir. Cengiz Han’ın genişlemesi, Hitler’in ideolojik arınması ve safları sıklaştırması, Trump’ın sürekli savunmanın öneminden söz ederek “saldırı” hazırlıkları yapması aynı eğilimin farklı tezahürleri olarak okunabilir. İçeride çözülemeyen gerilim dışarıda büyütülür, muhtelif boyalarla parlatılır ve kutsallaştırır: Yirmi birinci yüzyılda dünya nüfusunun yüzde beşine sahip olan bu ülkenin, dünya toplam hammadde kaynaklarının yüzde yirmi beşini tüketmesinin nedeni budur.[2] 

İnsan kendisine kendisi hükmetmediğinde, başkasına hükmetmeye yönelir: Kendi iç disiplinini kuramayan, dışsal bir düzen kurmaya çalışır. Böylece niteliksel kriz, jeopolitik ya da kültürel çatışma olarak sahneye çıkar. 

İç yıkıma cesaret edilemediği için dış yıkım hem meşrulaştırılır hem de kutsallaştırılır.

Evet, nitelik, bir tür iç savaş, bir tür yaratıcı yıkımdır. Niteliği adımlamak isteyen kendi konforunu, alışkanlıklarını, tekrarın anlamsız patinajını ve çürümüşlüğünü hedef alarak, bedel ödemeyi kabul ederek eski benini askıya alır; yeni bir ben tasarlar. Nitelik dışarıdan eklenmez; içeriden inşa edilir çünkü. Bu yüzden azdır, zordur ve tek başınalığı gerektirir.

Çoğunluk ise başka bir kurguyla çalışır. Büyümek ister; derinleşmek değil. Çoğalmak ister; dönüşmek değil…

Çoğunluk için en büyük tehdit, kendi içinde biriken niteliksel kopuştan gelir. Çünkü nitelik, ayrışma ve farklılaşma; tek başınalığın mümkün olabileceğini göstermek demektir. Oysa çoğunluk birlik, beraberlik, tekrar ve istikrar ister.

Bu yüzden çoğunluk (aşk ve dostluğun dışında kalan) nicelikler toplamıdır. Aşk ve dostluk, iki tekilliğin niteliksel temasını mümkün kılarken, çoğunluk tekillikleri düzleştirir. Çoğunluk büyüdükçe güven artar; fakat nitelik azalır. Çoğunluk kendi sürekliliğini korumak için radikal dönüşümü değil, istikrarı seçer.

İnsan kendisine karşı kendisi eyleme girişmediğinde, eski benini sorgulamadığında, çoğunluğun güvenliğine sığınır. İçsel dönüşümün riskini almak yerine, dışsal onayın rehavetini tercih eder. Böylece niteliksel cesaret geri çekilir; niceliksel aidiyet öne çıkar. Bu geri çekiliş, dinin cemaatinde de, kapitalizmin piyasasında da benzer biçimde işler: Birey, kendini aşmak yerine uyumu benimser.

Belki de asıl soru şudur: İnsan yeniden kendi adına konuşabilir mi? Kalabalığın güvenliğini terk edip nitelik talep edebilir mi? Eğer edemezse, tarih Cengiz Han’dan Hitler’e, oradan Trump’a uzanan hattı farklı isimlerle tekrar eder. Çünkü nicelik biriktikçe güç daha çok güçlenir; güç daha çok güçlendikçe kendini daha çok haklı sayar. Ve daha çok haklı saydıkça insan, kendi içindeki boşluğu ve kofluğu göremez.

Sonuç olarak: Din ve kapitalizmin aşağıdan yukarıya ortaklaşa kurduğu pan-kapitalizm ve bu süreci oylarıyla tekrar ve tekrar seçen pan-insanlığın mutlak hükümdarlığı kurulmuştur artık. Bu devasa imparatorluğu karakterize eden en önemli özellik ise “niteliksiz nicelik”tir. Niteliksiz niceliğin en etkili sembol ismi ise “gayrimenkul tüccarı ya da kiralık silahşor” olarak anılması gereken Donald Trump’tır.

Şu basit, çıplak gerçeğin altını çizmenin tam sırasıdır: “Amerika Birleşik Devletleri dünya nüfusunun kabaca yalnızca yüzde beşine sahipken, dünyadaki seri katillerin şaşırtıcı bir şekilde yüzde yetmiş beşini üretmektedir.”[3] 

Bu yüzden:

Donald Trump’a ikinci defa oy veren seçmenler, onu ve başkomutanlığını yaptığı ABD düzenli ordusunu kiralayarak Venezuela ve İran’ı işgal etmesini; Küba, Kolombiya, Danimarka (Grönland için) ve Meksika’yı tehdit etmesini sevinç çığlıklarıyla alkışlayarak onaylayan niteliksiz niceliğin en açgözlü, en kan dökücü, en yağmacı, en aşağılık ve en yok edici toplamıdır. 

Çünkü:

“Bir ülke, diğer tüm ülkelerden nefret etmeye başladığında millet haline gelir. Milletin temelini atan şey [ise] nefrettir.”[4][5]

[1] Macfarlane, A., Kapitalizmin Kültürü, s. 264.

[2] Sanders, B., Naif Ruhlar: İnsanın Yok Oluşu, s. 106.

[3] Joyce Carol Oates’ten aktaran Sanders, B., Naif Ruhlar: İnsanın Yok Oluşu, s. 235. 

[4] Schmitt, E-E., Adolf H.’nin Diğer Yaşamı, s. 230.

[5] Yazarın, hazırlamakta olduğu Gayrimenkul Tüccarı ya da Kiralık Silahşor Olarak Devlet Adamı adlı kitaptan bir bölüm.

Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz.

ÖNE ÇIKANLAR

Dİğer Yazılar

Cinsiyetçiliğin Kültürel Tarihi

Yazan: Verena Kettner Türkçesi: Zeynep Zülal Durmaz Susan Arndt'ın kitabını okumak son derece üzücü ama aynı zamanda cinsiyetçiliği tamamen ortadan kaldırmak istemenize neden oluyor. “Hayatım beni bu kitaba hazırladı,” yazıyor Susan Arndt. Giriş bölümü, kendisinin de...

daha fazla bilgi edinin

Bİlgİ Almak İÇİN

İLETİŞİME GEÇİN

BİZİ TAKİP EDİN

Yorumlar

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

Dİğer YAzılar

Cinsiyetçiliğin Kültürel Tarihi

Cinsiyetçiliğin Kültürel Tarihi

Yazan: Verena Kettner Türkçesi: Zeynep Zülal Durmaz Susan Arndt'ın kitabını okumak son derece üzücü ama aynı zamanda cinsiyetçiliği tamamen ortadan kaldırmak istemenize neden oluyor. “Hayatım beni bu kitaba hazırladı,” yazıyor Susan Arndt. Giriş bölümü, kendisinin de...

daha fazla bilgi edinin
Permakültür Hakkında

Permakültür Hakkında

David Holmgren Genellikle 'havalı' bir organik bahçecilik biçimi olarak görülen permakültür, evrensel etik ve ekolojik tasarım ilkelerine dayalı, dayanıklı yaşam ve arazi kullanımı için bir tasarım sistemi olarak daha iyi tanımlanabilir. Permakültürün temel odağı...

daha fazla bilgi edinin
Sepet7
babamla balonda seyahat: macahel
-
+
yeniinsan ayrikotu kitaplar 6
-
+
urundetay3
Komita 187,50
-
+
efsane Çevreci kaptan june
-
+
dev bal kabağı masalı (kopya)
-
+
ne giyeceksin pıtpıt? (kopya)
-
+
cehaletin kulturel
-
+
Ara Toplam
 1.526,25
Toplam Tutar
 1.526,25
İlginizi çekebilir…
kitaplar   2025 10 23T164751.396
Orijinal fiyat: ₺ 285,00.Şu andaki fiyat: ₺ 213,75.
kitaplar (12)
Orijinal fiyat: ₺ 160,00.Şu andaki fiyat: ₺ 120,00.
kitaplar   2025 05 02T214259.001
Orijinal fiyat: ₺ 180,00.Şu andaki fiyat: ₺ 135,00.
kitaplar   2025 03 16T150337.990
Orijinal fiyat: ₺ 160,00.Şu andaki fiyat: ₺ 120,00.
urundetay22 6
Orijinal fiyat: ₺ 290,00.Şu andaki fiyat: ₺ 217,50.
urundetay4
Orijinal fiyat: ₺ 290,00.Şu andaki fiyat: ₺ 217,50.
urundetay7
Orijinal fiyat: ₺ 290,00.Şu andaki fiyat: ₺ 217,50.
disaridan
Orijinal fiyat: ₺ 595,00.Şu andaki fiyat: ₺ 446,25.
gul ile bulbul
Orijinal fiyat: ₺ 175,00.Şu andaki fiyat: ₺ 131,25.
yarabicak 1
Orijinal fiyat: ₺ 400,00.Şu andaki fiyat: ₺ 300,00.
kitaplar   2025 05 07T142145.041
Orijinal fiyat: ₺ 400,00.Şu andaki fiyat: ₺ 300,00.
urundetay
Orijinal fiyat: ₺ 280,00.Şu andaki fiyat: ₺ 210,00.
urundetay6 2
Orijinal fiyat: ₺ 315,00.Şu andaki fiyat: ₺ 236,25.
gün işığı defterim (renkli) (kopya)
Orijinal fiyat: ₺ 200,00.Şu andaki fiyat: ₺ 175,00.
kitaplar (63)
Orijinal fiyat: ₺ 140,00.Şu andaki fiyat: ₺ 105,00.
kitaplar (49)
Orijinal fiyat: ₺ 110,00.Şu andaki fiyat: ₺ 82,50.
mekanveyer
Orijinal fiyat: ₺ 325,00.Şu andaki fiyat: ₺ 243,75.
Untitled design58
Orijinal fiyat: ₺ 400,00.Şu andaki fiyat: ₺ 300,00.
zaman mekan
Orijinal fiyat: ₺ 525,00.Şu andaki fiyat: ₺ 393,75.
Untitled design106
Orijinal fiyat: ₺ 300,00.Şu andaki fiyat: ₺ 225,00.
Alışverişe Devam Et
7