Kötülük ve Suç Ortakları A. Ş.

}

02.18.2026

Yazan: Ömer Faruk

Antroposen yalnızca ekolojik bir çağ değildir; aynı zamanda ahlâkın askıya alındığı bir çağdır.

İnsanlık tarihinin en uzun evresinde dünya, insan için “öngörülemez ve ele geçirilemez” olandır.1 Yaban, yalnızca coğrafi bir çevre değil; çit çekilmeyen, sınır çizilmeyen, mülkiyet altına alınmayan, bir uğruna ölme ve uğruna öldürme örgütlenmesi olan düzenli ordu kurulmayan, insan iradesinin hükmünün geçmediği, tüm hareketli ve hareketsiz canlı türlerinin toprağa, güneşe, havaya ve suya karşı eşdeğer oldukları bir bilinmeyenler toplamıdır. 

Bu dönemde insanın temel duygusu korkudur; ama bu korku henüz ahlâk üretmez, refleks üretir: Kaçma, saklanma, bekleme, ritüel, vb. Günah yoktur, çünkü din ve yasa yoktur; kader yoktur, çünkü düzen yoktur; şükür yoktur, çünkü kendisini borçlandıran bir merci henüz ortaya çıkmamıştır. İnsan, hayatta kaldığı için sevinir ama bu sevinç bir minnet borcuna dönüşmez. 

Yaban, insandan alacaklı değildir.

Bu yüzden:

Yabanla kurulan ilişkide suç ortaklığı da yoktur: Ne paylaşılan bir kâr, ne devredilen bir sorumluluk, ne de ertelenen bir hesap vardır.

Burada önemli olan, korkunun henüz siyasallaşmamış ve ahlâkî bir forma bürünmemiş oluşudur. Korku vardır, ama suç yoktur; tehdit vardır ama düşman yoktur. Yaban karşısında insan pasiftir fakat henüz suçlu değildir: Günah olmadığı için iktidar da yoktur.

Tarım bu ilişkiyi kökten değiştirir. İnsan ilk kez toprağı ve dünyayı “öngörülebilir” kılar. Toprağın, güneşin, havanın ve suyun ritmi öğrenilir, mevsimler hesaplanır, ürün planlanır ve stok yapılmaya başlanır. Ama aynı anda toprak ve dünya “ele geçirilebilir” hale gelmeye de başlar. Çit çekilir, toprak bölünür, sahiplik başlar ve düşman devreye girer. Yaban küçülürken, belirsizlik ortadan kalkmaz; yalnızca biçim değiştirir. Doğa artık tamamen rastlantı değildir, ama mutlak denetim altında da değildir. İşte tam bu aralıkta günah, kader ve şükür birlikte zuhur eder.

Çit, yalnızca toprağı değil, insanın zihnini de bölerDoğru ve yanlış, iyi ve kötü, güzel ve çirkin, haklı ve haksız, sevap ve günah, helal ve haram, melek ve şeytan, ahlaklı ve ahlaksız, dindar ve dinsiz, aydınlık ve karanlık, ilerici ve gerici, uygar ve barbar, yasal ve yasa dışı, düzen ve kaos, dost ve düşman, vb. Dost ve düşman ayrımının temelini oluşturan “çitin içerisi” ve “çitin dışarısı” ayrımı ise ahlâkın mekânsal temelidir. Çitin olduğu yerde mülkiyet, mülkiyetin olduğu yerde ihlal, ihlalin olduğu yerde günah vardır. Günah, ilk kez çit sınırının ihlal edilmesiyle dolaşıma girer.

Günah, bu yeni tarım düzeninin iç disiplinidir. Çitin içindeki davranışları tanımlar: Kim ekecek, kim biçecek, kim alacak, kim verecek, kim bekçilik yapacak, vb. Kader, henüz öngörülemez olanın adıdır; kuraklık, sel, hastalık, don, düşman, vb. Şükür ise bu iki alan arasında kurulan sessiz uzlaşmadır. İnsan, elindekinin kendisine ait olduğuna inanmak ister ve kaybetme ihtimaliyle yaşayamaz. Bu yüzden sahipliğini kutsallaştırarak garanti altına alır. Şükür, mülkiyetin sigortasına dönüşür: Bu sigorta, daha sonra itiraz etmeyen ve boyun eğenin korunduğu ahlâkî bir sözleşmeye dönüşür.

Tam da burada düşman figürü belirir: Çitin dışarısında kalan her insan, yalnızca yabancı değil, aynı zamanda tehdittir. Kaderin kişiye dönüşmüş biçimidir. Doğadan devralınan belirsizlik, artık düşman bedeninde somutlaşır. Korku, bu kez doğaya değil; insana yönelir. Böylece düşman, kaderin ahlâkî taşıyıcısı olur. Düşman figürü sayesinde suç, bireyden dışarı taşınır; içeride kalanlar arasında sessiz bir dayanışma, bir suç ortaklığı kurulur.

Bu noktadan itibaren şükür, yalnızca bir minnet ifadesi olmaktan çıkar; bir rıza diline dönüşür. İnsan, sahip olduklarının bedelini ödemek yerine, sahip olduklarına razı olarak yaşamaya; yoksunluk kaybını sorgulamak yerine, elde kalana şükretmeye başlar. Böylece adalet talebi daha doğmadan bastırılır. Bir “suç ortaklığı” olarak günah, kader ve şükür birlikte çalışır: Günah sınırı çizer, kader açıklama üretir, şükür itirazı susturur.

Şükür, insanın gönüllü olarak kendisinden vazgeçme biçimidir. Bu vazgeçişle birlikte insan, artık yalnızca yönetilen değil; yönetim biçiminin aktif ortağı haline gelir. Payı küçük, sorumluluğu büyük, ayrılmanın çok zor olduğu bir ortaklıktır bu.İnsan, itiraz etmeme karşılığında ahlâkî bir üstünlük kazandığına kendisini inandırır; ama aslında boyun eğme ve secde etmeyi erdeme dönüştürdüğünü iddia ederek kendisine yalan söyler. Böylece iç yıkım, dış şiddetten daha etkili bir yönetim tekniğine dönüşür.

Tek tanrılı dinler bu üçlüyü ontolojik bir omurgaya dönüştürür. Artık yalnızca toprak, ürün ya da hayat değil; bir çitler toplamı olan düzen de kutsallaştırılır. Tanrı, yalnızca doğanın değil, tarihin de sahibi olur. Olan biten her şeyin bir nedeni vardır ve bu neden insan aklıyla sorgulanamaz. Kader, Tanrı’nın takdiri olarak kodlanır; günah, bu takdire itirazın adı olur; şükür ise bu düzene gönüllü katılımın erdemi olarak yüceltilir. İnsan, başına geleni değiştirmeyi değil, ona nasıl katlanacağını öğrenir. Katlanmak, zamanla kendi ahlaki normlarını oluşturur.

Kurban burada merkezi bir rol oynar: İnsan, Tanrı’ya sunduğu kurbanla yalnızca şükretmez; aynı zamanda başına gelen felaketleri hak ettiğini de kabul eder. Çünkü kurban, işlediği suçu kabul etmenin cisimleşmiş ifadesidir. Suç ve suçlu ortadadır, bu duruma itiraz eden de yoktur. Fakat yargılayacak merci yoktur. İnsan, yargılayacak merciyi yok ederek hem kendisini cezasız bırakmış hem de aklamıştır. 

Antroposen Çağı, bu uzun sürecin ironik doruk noktasıdır.2 İnsan, tarımla başlattığı dünyayı ele geçirme projesini nihayet tamamlamıştır. Doğa artık öngörülemez değil; modellenebilir, yönetilebilir, sömürülebilir bir sistemdir. Ama tam da bu nedenle, doğa yeniden “ele geçirilemez” bir tehdit olarak geri döner: İklim krizi, kitlesel yok oluşlar, salgınlar, göçler. İnsan, kendi kurduğu düzenin felaketleriyle yüz yüzedir. Ne var ki bu yüzleşme isyana değil, daha derin ve yoğun bir şükre yol açar.

Burada yok oluş, kaderin modern adıdır. Felaket artık Tanrı’dan değil, insanın tarımla başlattığı sistemden gelir; ama dil aynıdır. Sorumluluk dağılır, suç buharlaşır, şükür kalır. Hayatta kalmak, yeterlidir.

Pan-kapitalizm bu noktada devreye girer. Kapitalizm artık yalnızca bir ekonomik sistem değil; yaşamın tamamını kapsayan bir kader anlatısıdır. Alternatifi yoktur. Sürekli kriz üretir ama krizi de normalleştirir. Yoksulluk, eşitsizlik, savaş, çevre yıkımı “kaçınılmaz” olarak sunulur. İşte günah, kader ve şükür bu anlatının sosyal altyapısını oluşturur. Başarısız olan günahkârdır; kaybeden kaderine razı olmalıdır; hayatta kalan ise şükretmelidir. Bu üçlünün adı artık Kötülük ve Suç Ortakları A. Ş.’dir. Bu şirketin ana sermayesi şükürdür; yan kuruluşları korku, kader ve düşmandır; faaliyet alanı ise insan hayatının tamamıdır. 

Kötülük bu noktada sistematikleşir: Günah bireyselleştirilir, kader genelleştirilir, şükür kitleselleştirilir. Böylece kötülük sahipsiz kalır, anonimleşir. Anonimleşen kötülük, artık kimseye ait olmadığı için herkesin sevinç çığlıkları atarak katıldığı, alkışlarla kutladığı, mitinglerle coştuğu bir etkinliğe dönüşür.

Seçilmiş tek adam rejimleri bu üçlünün siyasal kristalleşme biçimidir. İktidar, kendisini bir irade değil, bir kader olarak sunar. Eleştiri günah sayılır; muhalefet nankörlükle suçlanır. Yurttaş, hak, adalet ve özgürlük talep eden bir özne olmaktan çıkar; korunmaya muhtaç bir kitleye dönüşür. Şükür, burada yalnızca Tanrı’ya değil, lidere, devlete, sınırlara, orduya yöneltilir. Uluslararası hukukun askıya alınması, savaş tamtamlarının hiç susmaması, bu söylemin doğal sonucudur. Çünkü kaderle yönetilen bir dünyada hukuk ayak bağıdır, fazlalıktır. 

Hukukun değil kaderin yönettiği bir dünyada düşman sürekli yeniden üretilir; çünkü şükür, ancak bir tehdit eşliğinde varlığını sürdürür.

Antroposen’in en ağır hasarı burada ortaya çıkar: İnsan, kendi yarattığı yıkım karşısında sorumluluğunu kabul etmek, bedel ödemek yerine, şükrederek geri çekilir. Felaketler doğallaştırılır, ölümler istatistikleştirilir, savaşlar kaderin cilvesi sayılır. Günah, kader ve şükür; insanı fail olmaktan çıkarıp seyirciye dönüştürür. Seyirci kalan insan, kötülüğe karşı değil; kötülüğe uyum sağlamaya programlanır: O artık sessiz bir hissedardır.

Bu, yok oluşun ahlâkî provasıdır. İnsan, önce itiraz etmekten ve bedel ödemekten vazgeçer; sonra dünyadan.

Bu yüzden Antroposen yalnızca ekolojik bir çağ değildir; aynı zamanda ahlâkın askıya alındığı bir çağdır. İnsan, dünyayı ele geçirmiştir ama bir özne olarak kendisinden de vazgeçmiştir. Günah, kader ve şükür bu vazgeçişin üç paydaşıdır. Günah soruyu yasaklar, kader cevabı kapatır, şükür sessizliği kutsar. Gökyüzünde Kötülük ve Suç Ortakları A. Ş.’nin bayrağı dalgalanır. Bu bayrak, herhangi bir ulusu değil; itiraz etmekten vazgeçmeyi ve boyun eğmeyi temsil eder.

İnsan, hiçbir karşılık beklemeden kendisini tüm hareketli ve hareketsiz canlı türlerine eşit olarak veren toprağa, güneşe, havaya, suya ihanet ederek Kötülük ve Suç Ortakları A. Ş.’nin hisselerini satın almaya devam eder. Her gün, her an sarf edilen her şükür cümlesi, yeni bir hisse senedi talebidir. 

Bugün yaşanan şey, insanlığın dışsal bir felaketi değil; içsel bir çöküşüdür. Dünya yeni bir yok oluşa doğru giderken “şükür” demek, hayatta kalmanın değil, hayattan çekilmenin ifadesidir. Antroposen, insanın Tanrılaşmasının değil; insanın kendi yarattığı Tanrı’ya kendisinin teslim oluşunun adıdır.

Ve belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

İnsan, dünyayı ele geçirdi ama neden bu kadar kolay ve kitlesel bir biçimde kendisine teslim oldu?

1 Edgar Morin, bu uzun zaman dilimini 15 milyar 414 milyon olarak hesaplıyor. Yitik Paradigma: İnsan Doğası, s. 9.

2 Edgar Morin, bu dönemi yaklaşık 100 bin yıl olarak hesaplıyor. Yitik Paradigma: İnsan Doğası, s. 9.

3 Yazarın hazırlamakta olduğu Gayrimenkul Tüccarı ya da Kiralık Silahşor Olarak Devlet Adamı adlı kitaptan bir bölüm.

Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz.

ÖNE ÇIKANLAR

Dİğer Yazılar

Bİlgİ Almak İÇİN

İLETİŞİME GEÇİN

BİZİ TAKİP EDİN

Yorumlar

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

Dİğer YAzılar

Sepet3
mekanveyer
Mekân ve Yer 243,75
-
+
gün işığı defterim (renkli) (kopya)
-
+
meyve Şenliği (kopya)
Acemi Bulut 165,00
-
+
Ara Toplam
 583,75
Toplam Tutar
 583,75
İlginizi çekebilir…
Untitled design58
Orijinal fiyat: ₺ 400,00.Şu andaki fiyat: ₺ 300,00.
zaman mekan
Orijinal fiyat: ₺ 525,00.Şu andaki fiyat: ₺ 393,75.
kitaplar (47)
Orijinal fiyat: ₺ 230,00.Şu andaki fiyat: ₺ 172,50.
urundetay6
Orijinal fiyat: ₺ 185,00.Şu andaki fiyat: ₺ 138,75.
kitaplar   2025 06 19T165618.153
Orijinal fiyat: ₺ 225,00.Şu andaki fiyat: ₺ 168,75.
güneşin kızı
Orijinal fiyat: ₺ 230,00.Şu andaki fiyat: ₺ 172,50.
Alışverişe Devam Et
3